Spiritüel alemde ruhların gittikleri bazı bölgelere hala dünyada yaşamını sürdüren(enkarne haldeki) ruhlar da gidebiliyor.Bunun yolu ise astral seyahat.
Bilgelik Tapınağı denen bir bölge var anladığım kadarıyla bu bölgenin titreşimi yüksek(en-üst-astral katta bulunuyor) bu yüzden düşük seviyedeki ruhlar buralara erişemiyor.Ruhun yeterince gelişmiş olması gerekiyor.(en temel ruh şekli elemanteller daha sonra periler ve bunun gibi "küçük insancıklar" geliyor.Dünyamız 5.seviyede.2012 olayı ise şu:dünyanın kutupları değişecek ve titreşimi artacak periler ve bunun gibi daha düşük seviyedeki ruhlar gelişecek insan olarak dünyaya tenazür edecek biz ise daha yüksek bir bilinç seviyesine ulaşacağız(6.seviye gibi)Bu yüzden titreşimini yükseltemeyen ruhlar kendilerine uygun düşük seviyedeki diğer gezegenlerde enkarne olacaklar bundan sonra dünyaya gelen insanlar ise genelde daha olgun bir ruha sahip olacaklar)
Bu tapınakta şifa merkezi,goblen bölümü ve kütüphane gibi bölümler var.
Şifa merkezinde ruhlar bir tür enerji girdabına giriyor ve şifa buluyor dünyada çok acı çekmişlerse iyileşmek için buraya geliyorlar(bunun için bir de ayrı bir dinlenme-yeri var gerçek sessizlik ve hiçliğin özü.Buraya dünyada yaşamakta olan(enkarne)ruhlar giremiyor)Astral seyahat yapan ruhların şifa merkezine girmesi serbest ölmüş ruhlar da girebiliyor elbet siz astal seyahatte olduğunuzdan size öncelik tanınıyor orada bir koruyucu bulunuyor size yardım ediyor ondan yayılan bir sevgi var.Giderken sizi kucaklamayı ihmal etmiyor ve varolma sebebinin hizmet etmek olduğunu söylüyor.Daha sonra goblen bölümüne gidebilirsiniz orada dünyadakilerin hayal bile edemeyeceği güzellikte bir heykel var o heykel ipliklerden oluşmuş dünyadaki herkesi temsil eden bir ip var.İplere dikkatli bakarsanız hayatınızı görürsünüz.O anda goblen bölümünün koruyucusu müdahale ediyor ve henüz hayatta olduğumuz için hayatınızı görmenin iyi olmayacağını çok nazik bir şekilde belirtiyor.Ama hayatta olanların buraya girmesine izin var sadece bazı şeyler kısıtlanmış...Giderken sizi bir güzel kucaklamayı da ihmal etmiyor.Kütüphane bölümününe gittiğinizde size başka bir koruyucu eşlik ediyor-insan şeklinde bir ışık.Ona soru soruyorsunuz sizi yönlendiriyor bu sırada etrafta başka ruhları görüyorsunuz hepsi bir uğraş ve hazırlık içinde koruyucu buraya bilinçli bir şekilde çok az enkarne haldeki insanın geldiğini söylüyor.Yolculuğun bulanık ve sisli olduğunu söylüyor.Oradan çıkıyorsunuz sonra tüm yapıdan çıkıyorsunuz ya da çıkarılıyorsunuz...
bu yazdığım mekan bir hipnoz seansında anlatılanlardır.Hipnozcu kişiyi astral seyahate çıkartarak yüksek katlara yolculuğa çıkartıyor.
Assaint adlı bir arkadaşın cevabı:
Birkeresinde neresi olduğunu bilmediğim bir yerde dev bir yapı görmüştüm, kapısı ve duvarları o kadar yüksektiki neredeyse gökyüzüne değiyordu, ama garip biryerdi dünyada olmadığını biliyordum burası dünya değildi olamazdı zaten olsa bu güne kadar bilinirdi zaten. Taşların düvarların içinden geçebilen ben bu kapıdan geçemiyordum, kapıya yaklaştığım da arkasından sesler vızıltı gibi titreşim gibi. Bunu niye anlattım "MU" nun okuduğu kitapdan
Mu:Bilgelik Tapınağı denen bir bölge var anladığım kadarıyla bu bölgenin titreşimi yüksek(en-üst-astral katta bulunuyor) bu yüzden düşük seviyedeki ruhlar buralara erişemiyor.Ruhun yeterince gelişmiş olması gerekiyor.
bu bölümü okuyunca aklıma hemen o yapı geldi.
18 Kasım 2008 Salı
Bedene Girenler
Reenkarnasyona inanmayanların şiddetle karşı çıkacaklarını biliyorum.Yalnız onların bir kısmının düşünmekten dahi korktuklarını unutmasınlar.
Gümüş kordon ancak astral seyahate çıkan ruh ölmek isterse kopar.Astral ortamda böyle bir seçeneğimizin bulunması bunu deneyimlemek isteyenleri korkutmasın.Çünkü bunu başardığınızda zaten şu anki zihninizle düşünmeyeceksinizdir.Ruhsal bir durumda olduğunuzdan daha olgun bir düşünce şekli sizi bekliyor.Yanlışlıkla ölmek istemeyi düşünmek gibi şey asla olmaz.Çünkü astral ortamda zihinsel olarak farklı bir seviyedesiniz ve sizin için neyin iyi olacağını görebilirsiniz.
Mevcut alem ile öteki tarafı(spatyom deniyordu sanırım) ayıran blokajdan geçerken gümüş kordon yoğun enerjiye dayanamaz ve kopar.Ruhun geri dönmek istemeyişinin nedeni çoğu zaman açıktır ruh artık bu bedenden daha fazla yararlanamayacağını düşünür ve onu terk eder.Yada kimi zaman kendi ruhumuz başka bir ruhla kelimenin gerçek anlamıyla "yer değiştirir".İki ruh arasında anlaşma yaşanır ve bu değişim sırasında kişi hiçbir şey hissetmez.Yurtdışında bu olgu "Walk-ins" olarak tanımlanıyor.Türkçe anlam karşılığı ise "bedene girenler".
Ne yazık ki bedene girenler olgusu ülkemizde pek üzerinde durulmayan bir konu ne gariptir ki yurtdışında da pek bilgiye rastlamadım halbuki içerisinde ilginç detaylar barındıyor.İki ruh yer değiştirdiğinde kişi kendi benliğinde hiçbir değişim hissetmez demiştim.O hala aynı insandır.Bu nokta çok önemli çünkü bu bize ruh ile zihnin ayrı şeyler olduğunu apaçık gösteriyor.Buna göre şu an bu yazıyı yazan ruhum değil kişisel zihnim ve ölüm gerçekleştiğinde o da ölecek.Kişisel benlik yani günlük hayatı sürdüren zihin yalnızca bir tampon ve en sonunda kaybolacak.İçimizdeki ruh ise birinci gözden görüp deneyimledikleriyle gayesini devam ettirecek.
Açıkça söylemek istediğim birşey de dinlerin getirdiği kuralların bizim kişisel benliğimiz için hayatı en güzel şekilde değerlendirmemizi sağlamaya çalışmasıdır.Şu an bu yazıyı okuyan siz hayatı en iyi şekilde değerdirin ki bundan ruhunuz da faydanlansın amacındadır.Böyle bir görüş açısı beraberinde pek çok soru işareti getiriyor.Acaba dinlerin amacı günlük zihnimizi hedef alıyorsa dinler doğru bilgi üzerine mi yoksa hayatı değerlendirmek üzerine mi kurulmuştur?Yoksa sevap, günah, cennet, cehennem kavramları benliğimizi dizginlemek için mi söylenmiştir?Allah'ın seslendiği ruhlarımız değil de kişisel zihinlerimiz ise gerçek nedir?Arkadaşlardan birine istersen İslamiyet'te reenkarnasyonu da bulabilirsin demiştim işte sihir burada.
Sevgiler.
Bedene girenler terimi hipnoz seanslarından birinde tesadüfen ortaya çıkmıştır.Bu bilgiler hipnoz sırasında insanların söylediklerinden derlenmiştir.Kanal mesajları alan değerli arkadaşlardan bu konuda bilgi edinmelerini rica ediyorum.
Gümüş kordon ancak astral seyahate çıkan ruh ölmek isterse kopar.Astral ortamda böyle bir seçeneğimizin bulunması bunu deneyimlemek isteyenleri korkutmasın.Çünkü bunu başardığınızda zaten şu anki zihninizle düşünmeyeceksinizdir.Ruhsal bir durumda olduğunuzdan daha olgun bir düşünce şekli sizi bekliyor.Yanlışlıkla ölmek istemeyi düşünmek gibi şey asla olmaz.Çünkü astral ortamda zihinsel olarak farklı bir seviyedesiniz ve sizin için neyin iyi olacağını görebilirsiniz.
Mevcut alem ile öteki tarafı(spatyom deniyordu sanırım) ayıran blokajdan geçerken gümüş kordon yoğun enerjiye dayanamaz ve kopar.Ruhun geri dönmek istemeyişinin nedeni çoğu zaman açıktır ruh artık bu bedenden daha fazla yararlanamayacağını düşünür ve onu terk eder.Yada kimi zaman kendi ruhumuz başka bir ruhla kelimenin gerçek anlamıyla "yer değiştirir".İki ruh arasında anlaşma yaşanır ve bu değişim sırasında kişi hiçbir şey hissetmez.Yurtdışında bu olgu "Walk-ins" olarak tanımlanıyor.Türkçe anlam karşılığı ise "bedene girenler".
Ne yazık ki bedene girenler olgusu ülkemizde pek üzerinde durulmayan bir konu ne gariptir ki yurtdışında da pek bilgiye rastlamadım halbuki içerisinde ilginç detaylar barındıyor.İki ruh yer değiştirdiğinde kişi kendi benliğinde hiçbir değişim hissetmez demiştim.O hala aynı insandır.Bu nokta çok önemli çünkü bu bize ruh ile zihnin ayrı şeyler olduğunu apaçık gösteriyor.Buna göre şu an bu yazıyı yazan ruhum değil kişisel zihnim ve ölüm gerçekleştiğinde o da ölecek.Kişisel benlik yani günlük hayatı sürdüren zihin yalnızca bir tampon ve en sonunda kaybolacak.İçimizdeki ruh ise birinci gözden görüp deneyimledikleriyle gayesini devam ettirecek.
Açıkça söylemek istediğim birşey de dinlerin getirdiği kuralların bizim kişisel benliğimiz için hayatı en güzel şekilde değerlendirmemizi sağlamaya çalışmasıdır.Şu an bu yazıyı okuyan siz hayatı en iyi şekilde değerdirin ki bundan ruhunuz da faydanlansın amacındadır.Böyle bir görüş açısı beraberinde pek çok soru işareti getiriyor.Acaba dinlerin amacı günlük zihnimizi hedef alıyorsa dinler doğru bilgi üzerine mi yoksa hayatı değerlendirmek üzerine mi kurulmuştur?Yoksa sevap, günah, cennet, cehennem kavramları benliğimizi dizginlemek için mi söylenmiştir?Allah'ın seslendiği ruhlarımız değil de kişisel zihinlerimiz ise gerçek nedir?Arkadaşlardan birine istersen İslamiyet'te reenkarnasyonu da bulabilirsin demiştim işte sihir burada.
Sevgiler.
Bedene girenler terimi hipnoz seanslarından birinde tesadüfen ortaya çıkmıştır.Bu bilgiler hipnoz sırasında insanların söylediklerinden derlenmiştir.Kanal mesajları alan değerli arkadaşlardan bu konuda bilgi edinmelerini rica ediyorum.
Etiketler:
bedene girenler,
walk ins,
walk-ins,
walkins
Gariplik
Merhaba arkadaşlar;
Kafam karışık ve sizin de bu konudaki görüşlerinizi merak ettim.
Pek çok insan Tanrı'nın herşeyi kontrol ettiği düşünür.Evreni, gezegenlerin hareketlerini, canlıları, insanları...Esen bir rüzgarın bir bitkiyi ne kadar eğeceğini, polenlerinin hangi noktalara geleceğini, ne zaman yeni bitkinin oluşup ilk böceğin ne zaman geleceğini bilir Tanrı.
Şunu açıklığa kavuşturalım Tanrı herşeyi yaratmıştır ama yarattığı şeyi yönetmez, kontrol edip hatalarını düzeltmeye çalışmaz.Bir örnek üzerinden konuşalım mesela evren.Tanrı evreni yaratmıştır, evren enerjidir.Tanrı herşeyi mükemmel yaratmıştır.Hepimiz biliriz dünya güneşe 1 cm yakın olsaydı şöyle olurdu; uzak olsaydı şöyle olurdu gibi hikayeleri.İşte böyle olmamasının nedeni herşeyin kusursuz olmasındandır.Herşey o kadar kusursuzdur ki müdahale gerekmez.Tanrı evreni yönetmez bir kere yaratmıştır ve bitmiştir.Çünkü düzene sokulacak bir şey yoktur.Enerjilerin mükemmel enerjisi içinde evren sürüp gitmektedir.Eğer Tanrı'nın elinin her an üzerimizde olduğunu düşünürsek, yaratımında bir hata olduğunu varsayarız ki Tanrı her an müdahale etmeye hazır olsun.Şöyle bir benzetme yapılabilir.Tanrı evreni yaratmştır ve arkasına yaslanmıştır.Çünkü yarattığı şey kusursuzdur zaten bu yüzden Tanrı'dır.
İnsan ikiye ayrılmış durumda.İnsanın hayata bir kere geleceğini ve böyle olmadığını düşünenler.
İnsanın dünyaya bir kere gelip; yaşayıp, ölüp sonra bu hayatına göre yargılanıp cennet yada cehenneme gideceği fikri açıkçası bana garip geliyor.İçimdeki Tanrı imgesine, eğer onun küçücük bir parçasını tanıdıysam işte orası karşı çıkıyor.
Benim Tanrım sevgiden oluşmuş, herkesi kucaklayan biri.Öfke yada nefret beslemez kin tutmaz.
Cennet veya cehenneme gittikten sonra ne olacak?Cezamız gereği bir süre cehennemde kaldıktan sonra cennete mi gideceğiz?Yoksa ebediyen cehennemde mi kalacağız?İyi biriysek ebediyen cennette mi kalacağız?
Kuranda neredeyse her surede şöyle bir ifade geçer: "Sonunda ona döndürüleceksiniz." Bunun anlamı ebediyen cennette mi yaşamaktır?
Hepimiz bir balçıktan yaratıldığımızı, içimize Tanrı'nın kendinden bir parça üfleyerek yaşam kazandığımızı biliriz.Yani aslında hepimizin içinde Tanrı'nın bir parçası var.Yani hepimiz aslında Tanrıyız.Birbirimize bakarken Tanrı'yı onun yaratımını görürüz.Tanrının mutlak bir gücü vardır.
Peki öyleyse neden yaşıyoruz?Neden direk Tanrı'ya döndürülmüyoruz?Neden cennete gidecekler cennete, cehenneme gidecekler direk cehenneme gitmiyor?Tanrı'nın bunu bilebilecek güce sahip olduğunda hemfikiriz.Neden dünyayı görmek zorundayız?Bazıları bu konuda insanın yaptıklarını görmesi gerektiğini düşünüyor.Sonra birden kendini cehennemde bulunca ne yaptım da böyleyim diye sormaması içinmiş.Yapmayın lütfen.Tanrı bu kadar aciz değil.Eğer Tanrı böyle olmasını isteseydi insanların kendilerini bilmelerini elbette sağlardı.Yani diyebiliriz ki Tanrı, direk cennet yada cehenneme gidiş gibi birşeyin olmasını istememiş.Neden?İşte kilit nokta burası.
Bugün eğer siz Avrupa'da doğsaydınız Hristiyan olurdunuz, İsrailli bir ailenin çocuğu olsaydınız Musevi.Halbuki biz biliyoruz ki ve konuda ÖVÜNÜYORUZ ki Allah katında müslümanlar diğer dinden insanlara göre daha avantajlı.Bunu duyan biri diyorki başka dinden doğan insan aklını kullanıp araştırmalı, doğru yolu bulmak için çabalamalıdır.Yapmayın lütfen bu kadar basittir yani bu iş.Bugün Afrika'da bir kabilede yada Asya'da bir şaman köyünde doğsaydınız ne yapacaktınız?Dinim doğru değil dur bi gidip kütüphaneyi araştırayım oradanda internette googledan aramaya devam ederim mi diyecektiniz?Peki en başta size yanlış yolda olduğunuz bilincini kim verecekti?Yoksa Hz.İbrahim gibi düşünerek bulmaya çalışırım mı diyorsunuz?Peki ya dininiz sizi yeterince tatmin ediyorsa?Neden başka bir inanç arayacaktınız?O zamanda doğruyu bulmak için çabalar mıydınız?Bugün İslam'ı ve fikirlerini üstün körü de olsa duymamış insanlar olduğunu kabul ediyoruz.(İslam'ı doğru yol olarak kabul ettiğimiz için onun adını verdim)Tüm hayatı boyunca yerel bir kabile dinini yaşayıp ölmüş insanlara ne olacak?Onlar cennette daha yüksek katlardaki Müslümanları görüp bana birşey öğretilmedi demezler mi?Allah bunu bilmiyor mu?İnsanın hayatını bir kere yaşamasının garip yanlarından biri.
İnsanın amacı, yaratımın amacı budur yani.Yaşa, öl, cennete cehenneme git.İşte sonunda Tanrı'ya döndürülün!Hayır değildir!Tüm yaratım, bizim bilemediğimiz varlıklar bile Tanrı'ya ulaşmaya çalışırlar.En üsttedir o mükemmeldir.Ona ulaşıp, ona döndürülebilmek için ruhun da mükemmel olması gerekir.Bu yüzden her ruh dünyaya defalarca gelip deneyim kazanırlar.Deneyimlerinden ders alırlar, giderek olgunlaşırlar, titreşimleri yükselir.
Evrenin aktığı yer budur işte.Nihai amaç Tanrı'ya ulaşmaktır.Bunun için ruh kendini geliştirir.Dünyaya defalarca gelerek eksiğini tamamlar, karmasını geliştirir, düzenler, öğrenir, gelişir.Taki O'na ulaşabilecek kadar mükemmelleşene kadar.
İşte benim Tanrı anlayışım budur.Öfke ve ceza ile insanları korkutan, onları cehennemle tehdit eden, sevgi yerine ondan korkmalarını isteyen bir Tanrı değil.
İnsanın pek çok yaşam sürdüğü fikrine inanmak, tek bir yaşam sürüldüğü fikrine inanmaktan daha mı zor?
Lütfen bana ayet göstermeyin,onları kendim de bulabilirim elbet.
Kalbiniz, aklınız yada her neyiniz varsa o parçanız ne diyor onu söyleyin...
Kafam karışık ve sizin de bu konudaki görüşlerinizi merak ettim.
Pek çok insan Tanrı'nın herşeyi kontrol ettiği düşünür.Evreni, gezegenlerin hareketlerini, canlıları, insanları...Esen bir rüzgarın bir bitkiyi ne kadar eğeceğini, polenlerinin hangi noktalara geleceğini, ne zaman yeni bitkinin oluşup ilk böceğin ne zaman geleceğini bilir Tanrı.
Şunu açıklığa kavuşturalım Tanrı herşeyi yaratmıştır ama yarattığı şeyi yönetmez, kontrol edip hatalarını düzeltmeye çalışmaz.Bir örnek üzerinden konuşalım mesela evren.Tanrı evreni yaratmıştır, evren enerjidir.Tanrı herşeyi mükemmel yaratmıştır.Hepimiz biliriz dünya güneşe 1 cm yakın olsaydı şöyle olurdu; uzak olsaydı şöyle olurdu gibi hikayeleri.İşte böyle olmamasının nedeni herşeyin kusursuz olmasındandır.Herşey o kadar kusursuzdur ki müdahale gerekmez.Tanrı evreni yönetmez bir kere yaratmıştır ve bitmiştir.Çünkü düzene sokulacak bir şey yoktur.Enerjilerin mükemmel enerjisi içinde evren sürüp gitmektedir.Eğer Tanrı'nın elinin her an üzerimizde olduğunu düşünürsek, yaratımında bir hata olduğunu varsayarız ki Tanrı her an müdahale etmeye hazır olsun.Şöyle bir benzetme yapılabilir.Tanrı evreni yaratmştır ve arkasına yaslanmıştır.Çünkü yarattığı şey kusursuzdur zaten bu yüzden Tanrı'dır.
İnsan ikiye ayrılmış durumda.İnsanın hayata bir kere geleceğini ve böyle olmadığını düşünenler.
İnsanın dünyaya bir kere gelip; yaşayıp, ölüp sonra bu hayatına göre yargılanıp cennet yada cehenneme gideceği fikri açıkçası bana garip geliyor.İçimdeki Tanrı imgesine, eğer onun küçücük bir parçasını tanıdıysam işte orası karşı çıkıyor.
Benim Tanrım sevgiden oluşmuş, herkesi kucaklayan biri.Öfke yada nefret beslemez kin tutmaz.
Cennet veya cehenneme gittikten sonra ne olacak?Cezamız gereği bir süre cehennemde kaldıktan sonra cennete mi gideceğiz?Yoksa ebediyen cehennemde mi kalacağız?İyi biriysek ebediyen cennette mi kalacağız?
Kuranda neredeyse her surede şöyle bir ifade geçer: "Sonunda ona döndürüleceksiniz." Bunun anlamı ebediyen cennette mi yaşamaktır?
Hepimiz bir balçıktan yaratıldığımızı, içimize Tanrı'nın kendinden bir parça üfleyerek yaşam kazandığımızı biliriz.Yani aslında hepimizin içinde Tanrı'nın bir parçası var.Yani hepimiz aslında Tanrıyız.Birbirimize bakarken Tanrı'yı onun yaratımını görürüz.Tanrının mutlak bir gücü vardır.
Peki öyleyse neden yaşıyoruz?Neden direk Tanrı'ya döndürülmüyoruz?Neden cennete gidecekler cennete, cehenneme gidecekler direk cehenneme gitmiyor?Tanrı'nın bunu bilebilecek güce sahip olduğunda hemfikiriz.Neden dünyayı görmek zorundayız?Bazıları bu konuda insanın yaptıklarını görmesi gerektiğini düşünüyor.Sonra birden kendini cehennemde bulunca ne yaptım da böyleyim diye sormaması içinmiş.Yapmayın lütfen.Tanrı bu kadar aciz değil.Eğer Tanrı böyle olmasını isteseydi insanların kendilerini bilmelerini elbette sağlardı.Yani diyebiliriz ki Tanrı, direk cennet yada cehenneme gidiş gibi birşeyin olmasını istememiş.Neden?İşte kilit nokta burası.
Bugün eğer siz Avrupa'da doğsaydınız Hristiyan olurdunuz, İsrailli bir ailenin çocuğu olsaydınız Musevi.Halbuki biz biliyoruz ki ve konuda ÖVÜNÜYORUZ ki Allah katında müslümanlar diğer dinden insanlara göre daha avantajlı.Bunu duyan biri diyorki başka dinden doğan insan aklını kullanıp araştırmalı, doğru yolu bulmak için çabalamalıdır.Yapmayın lütfen bu kadar basittir yani bu iş.Bugün Afrika'da bir kabilede yada Asya'da bir şaman köyünde doğsaydınız ne yapacaktınız?Dinim doğru değil dur bi gidip kütüphaneyi araştırayım oradanda internette googledan aramaya devam ederim mi diyecektiniz?Peki en başta size yanlış yolda olduğunuz bilincini kim verecekti?Yoksa Hz.İbrahim gibi düşünerek bulmaya çalışırım mı diyorsunuz?Peki ya dininiz sizi yeterince tatmin ediyorsa?Neden başka bir inanç arayacaktınız?O zamanda doğruyu bulmak için çabalar mıydınız?Bugün İslam'ı ve fikirlerini üstün körü de olsa duymamış insanlar olduğunu kabul ediyoruz.(İslam'ı doğru yol olarak kabul ettiğimiz için onun adını verdim)Tüm hayatı boyunca yerel bir kabile dinini yaşayıp ölmüş insanlara ne olacak?Onlar cennette daha yüksek katlardaki Müslümanları görüp bana birşey öğretilmedi demezler mi?Allah bunu bilmiyor mu?İnsanın hayatını bir kere yaşamasının garip yanlarından biri.
İnsanın amacı, yaratımın amacı budur yani.Yaşa, öl, cennete cehenneme git.İşte sonunda Tanrı'ya döndürülün!Hayır değildir!Tüm yaratım, bizim bilemediğimiz varlıklar bile Tanrı'ya ulaşmaya çalışırlar.En üsttedir o mükemmeldir.Ona ulaşıp, ona döndürülebilmek için ruhun da mükemmel olması gerekir.Bu yüzden her ruh dünyaya defalarca gelip deneyim kazanırlar.Deneyimlerinden ders alırlar, giderek olgunlaşırlar, titreşimleri yükselir.
Evrenin aktığı yer budur işte.Nihai amaç Tanrı'ya ulaşmaktır.Bunun için ruh kendini geliştirir.Dünyaya defalarca gelerek eksiğini tamamlar, karmasını geliştirir, düzenler, öğrenir, gelişir.Taki O'na ulaşabilecek kadar mükemmelleşene kadar.
İşte benim Tanrı anlayışım budur.Öfke ve ceza ile insanları korkutan, onları cehennemle tehdit eden, sevgi yerine ondan korkmalarını isteyen bir Tanrı değil.
İnsanın pek çok yaşam sürdüğü fikrine inanmak, tek bir yaşam sürüldüğü fikrine inanmaktan daha mı zor?
Lütfen bana ayet göstermeyin,onları kendim de bulabilirim elbet.
Kalbiniz, aklınız yada her neyiniz varsa o parçanız ne diyor onu söyleyin...
Reenkarnasyon Üzerine
Ölçüsüz büyüklükteki Allah maddi değerleri ölçmek için kullanılan “Bir” ile izah edilemez, çünkü ‘Bir’ maddeyi sayma gereksiniminden doğmuştur. Manevi değerler dünyevi değerleri ölçmek için kullanılan ölçülerle ölçülemezler.
Ne var ki, Allah’ın tüm maddi ölçülerin üzerindeki varlığını kavrayabilmek için O’nu önce maddi ölçülerle açıklamak bir zorunluluk olmuştur. Bu zorunluluk tek tanrılı dinlerin doğmasına yol açtı. Aslında Allah için kullanılan “Bir” sıfatı bir sınırlamadır. İnsan Bir’in sınırlama olduğunu anladığı zaman kendini ‘Tek Allah’ prensibine dayanan dinlerin üzerindeki bir görüşe hazırlar. Tek Tanrılı dinler, aslında birçok evrim aşamasından geçmiş ‘tek bir dindir.’
Mevlana Celaleddin- i Rumi’den dizeler
Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.
Bitki olarak öldüm hayvan oldum.
Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum,
Öyleyse ölümden korkmak niye?
Hiçbir sefer daha kötüye dönüştüğüm
ya da daha alçaldığım görüldü mü?
Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık,
rüyaların meleği olacağım.
Fakat yolum devam edecek.
ALLAH’tan başka her şey kaybolacak.
Hiç kimsenin görüp duymadığı bir şey olacağım.
Yıldızların üstünde bir yıldız olup
doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.
BHAGAVAT GİTA’dan dizeler
Yaşayanlara da ölenlere de üzülmez bilge
Hiç birimiz hiçbir zaman yok olmadık
Hiçbir zaman da yok olmayacağız.
Nasıl şu gövdenin içindeki can
Çocukluktan gençliğe
Gençlikten yaşlılığa geçerse
Ölümle de bir başka gövdeye geçer
Gövdeler ölür
Gövdeleri giyense ölümsüzdür
Ölçülemez biçilemez o
Yok edilemez o
Ölümsüz ve doğumsuz olan
Sonsuz ve başsız, değişmez olan
Ölebilir mi hiç gövde gibi
Eskimiş giysilerden soyunduğu gibi gövdenin
Gövdeyi giyen de eskimiş gövdeden soyunur
Yeni giysiler gibi yeni gövdeler giyinir o
Doğan için ölüm kaçınılmazdır
Ölense yeniden dirilir
Olması gerekene üzülmez
Ölümsüzdür yerleşen
Tüm varlıkların gövdesine
Ölümsüzlüğün ölümüne yas tutulmaz
Reenkarnasyonun (genedoğumun) bir gerçek olduğundan Eflatun’un hiçbir kuşkusu yoktu. “Ruhlar” diyordu, “sürekli olarak bu yaşama doğarlar.” Halkı uyarmak için onlara kötü olurlarsa daha kötü ruhların, iyi olurlarsa daha iyi ruhların arasına karışacaklarını söylüyordu. Bu, karma yasasından başka bir şey değildi. Origen’e göre herhangi bir zamanda ruhun edindiği beden, önceki liyakat ya da liyakatsizlikleri tarafından belirlenmektedir. Amerikalı kahin Edgar Cayce ise, çoğu kere insanların bu yaşamlarında karşılaştıkları sorunların, önceki yaşamlarından birinde yapmış oldukları yanlış uygulamaların sonucu olduğunu söylüyordu.
Reenkarnasyona ilişkin en ilginç olaylardan biri İmad Elewar’a ait olanıdır. İmad, İbrahim Bouhamzy adı altında sürdürdüğü bir önceki yaşamı üzerine 57 adet kanıt ortaya koymuş, bunlardan 51’inin doğruluğu kanıtlanmıştır. Dr. Stevenson kendisiyle ilk görüştüğünde İmad ancak beş yaşındaydı. Verdiği bilgilerin yanı sıra İmad, İbrahim’in kişiliğine özgü davranış özellikleri de göstermişti. Bu olay incelendiğinde, reenkarnasyon olasılığı dışında herhangi bir açıklamanın mümkün olmadığı görülmektedir.
Reenkarnasyon düşüncesine karşı ileri sürülen itirazların en yaygın olanı matematik savlara dayandırılmakta ve dünya üzerinde şu anda şimdiye kadar doğup ölmüş tüm insanlardan daha fazla insan olduğuna göre hepimiz genedoğmuş olamayız denmektedir. Oysa günümüzde dünya üzerinde genedoğanları, sadece dünyanın bu devresinde doğup ölenlerle sınırlamak yanlıştır. Bugün dünya üzerinde doğan bir insanın bundan evvelki yaşamlarının bir bölümünü veya tamamını dünya tarihinin bilinmeyen devrelerinde geçirmiş olması pekala mümkündür. Çünkü dünya insanoğlunun tespit edemediği birçok devrelerden, yani sikluslardan geçmiştir. Herhangi bir toplumun bireyleri arasındaki muazzam evrim farklılıkları, bu görüşün doğruluğunun kanıtıdır.
Bazı kişiler, geleneksel genetik ve soya çekim düşüncelerini altüst ettiği iddiasıyla reenkarnasyon kuramına karşı çıkabilirler. Aslında hiç de öyle değildir. İnsan bedeni diğer bedenlerin dölünden gelirken, bu bedeni taşıyan varlığın şuuru kendine özgü bir şecereye sahiptir. Genedoğumla soya çekimi birbirine karıştırmamalıyız, soya çekim tamamen bedenin genetik yapısına bağlıyken, genedoğum tamamen varlığın ruhuyla ilgili bir fenomendir.
Dr. Arthur Guirdham, Katharlar ve Montsegur yöresine karşı duyduğu aşırı ilgiyi, mezhebin ortadan kaldırılması sırasında Roger de Grisolles adında bir Kathar rahibi olarak yaşamış olmasına bağlamaktadır. Doktor bu kanıya ilginç bir şekilde varmıştı. Her yerde Kathar’larla ilgili bilgilere rastlamış, aynı dönemde yaşamış kişilerle karşılaşmıştı. Sonunda doktorun gözlemleri öyle bir düzeye varmıştı ki, Montsegur’da katledilmiş bir grup Kathar’ın 20. yüzyıl İngiltere’sinde yeniden bedenlendiği inkar edilemez bir gerçek haline gelmişti. Reenkarnasyon konusunda derlenmiş birçok olayda rastlanan bedensel işaretlere bu olayda da rastlamaktayız. Dr. Guirdham, genedoğmuş Kathar’lardan bazılarının Montsegur’da yakılırken çektikleri acıları bu yaşamlarında da çektiklerini, bedenlerinde bir takım yanık izleri bulunduğunu söylemektedir. Olayın önemli kişilerinden Bayan Mills kalçasındaki bir ağrıdan şikayet ederek Dr. Guirdham’a geldiğinde Mills’i muayene eden doktor kadının sırtında boydan boya uzanan sertleşmiş yanık izleri görmüştü. Bayan Mills’in söylediğine göre bu izlerin bulunduğu yerler, yakılmaya götürülürken sırtının yanan bir meşale darbesine maruz kalan kısımlarıydı. Dr. Guirdham ortaya koyduğu ilginç gözlemlerini şu kanıya dayandırmaktadır: Montsegur Kathar’larından bir kısmının aynı yörede yeniden doğmaları belirli bir amaca yöneliktir. Bu amaç da büyük olasılıkla reenkarnasyon gerçeğini kanıtlamaktır.
Kişisel ruh (psyhe), yani üstün benlik tam olarak bedene bağlanmaz ya da tezahür etmez. Kişilik ancak ruhun bir kısmıdır ve ruh bununla kendini kısmen ifade eder. Tezahür, kısmi kişiliğe oranla ruhun bedene bağlı olmayan kısmıdır, noksansız bir hafıza yeri olarak geleceği bilme, aydınlatma, sezme rolü oynar. Spiritüel varlıklarla ve faaliyet planlarıyla temas kurarak koruyan ve ilham veren bir rehber rolünü de yerine getirir. Şu halde, parapsikolojinin şuuraltı dediğimiz şeyin tezahürleri hakkında bize söylediklerini dikkatle incelemeli ve şuurüstü terimini kullanmaya alışmalıyız. Şuurüstü,ilham, deha ve yaratıcı faaliyeti sağlar. C..Jung’un psikanalizle ilgili araştırmaları şuuraltının, uygarlıkla ilgili zihinsel gelişmenin en eski ve en ilkel düzeylerine ait arşetipik psişik unsurları barındırdığını göstermiştir. Dünyanın yapısındaki tortul tabakaları jeologların keşfetmesi gibi, Jung da ruhtaki tabakaları (psişedeki tortul tabakaları) keşfetti. Psikanalizle ilgili araştırmalara dikkat etmek gerekir, çünkü reenkarnasyon araştırmalarında bize son derece önemli malzemeler sağlamaktadır.
Reenkarnasyon doğal bir yasa olduğundan belirgin bir fonksiyonu olmalıdır. Bu fonksiyon, tıpkı biyolojik alandaki melezleşme ve kalıtım faaliyetleri gibi psişik alanda değişiklik yaratan bir faaliyettir. Reenkarnasyon, ruhu giderek zenginleştiren deneyimleri gerçekleştirmek için ardarda gelen kişilikler demektir. Her ölüm olayından sonra kişilik tüm psişesiyle, karakter, zeka ve ahlakla ilgili deneyim ve kazançlarını eski kazançlarıyla birleştirip yeniden özümler.
Eski yaşamların anıları pek nadir hatırlanır. Yaşamdan genç yaşta ani ve şiddetli bir ölümle ayrılma halinde bir sonraki hayatta bu hatırlanabilir. Bu anıların ender olarak aniden çıkıp gelmesi, önceki hayatın bitiminden hemen sonra tekrar doğulduğunu göstermez mi? Yeni hayatta devam eden kişilik, noksan bir özümlemeyi hatırlamaktadır.
Reenkarnasyona İlişkin İlginç Soru ve Yanıtlar
Araştırmacı Herbert B. Greenhouse’un reenkarnasyona ilişkin sorulara verdiği yanıtlar:
S- Reenkarnasyon hipotezini destekleyen kanıtlar nelerdir?
C-Bazen insanlar, özellikle de çocuklar bir önceki yaşamlarıyla ilgili bilgiler verebilirler. Söz konusu geçmiş yaşamları bilen ve hala sağ olan tanıklar varsa öne sürülen iddiaları doğrulayabilirler. Bazen bir önceki yaşamdan taşınan vücuttaki yara izleri veya benzeri fiziki işaretler de kanıt teşkil ederler. Bazı şeylerden zevk alışın ya da nefret edişin bir önceki yaşamdan taşınmış bir alışkanlık olduğunu da söyleyebiliriz. Hatırlanan yaşamla sürdürülen yaşam arasında çok uzun bir zaman aralığı varsa, kişinin o tarihi devre ve kişilik konusundaki bilgisi yapılacak araştırmalarla kanıtlanabilir. Belirli şartlar altında, yani trans, rüya ve anestezi etkisinde kişi daha evvel hiç bilmediği bir dili veya dilleri konuşuyor olabilir. Bazen çok eski bir dili bile konuşabilir. Dahası, sanki doğuştan edinmişçesine çok küçük yaşlarda olağanüstü bir müzik yeteneğine ya da başka bir yeteneğe sahip olabilir.
S- Shanti Devi’nin klasikleşmiş reenkarnasyon olayı nedir?
C- 1930 yılında Hindistan’da yaşayan Shanti Devi adında dört yaşındaki bir kız, bir önceki yaşamında evinden 150 km uzaktaki Muttra kasabasında yaşadığını ileri sürmüştü. Oraya hiç gitmediği halde kasabayı ve halkını kusursuz biçimde tarif ediyor, kocasının adı dahil olmak üzere önceki yaşamıyla ilgili tüm ayrıntıları hatırlayabiliyordu. Eskiden kocası olduğunu iddia ettiği Kedar Nath küçük kızı ziyaret ettiğinde Shanti Devi onu hemen tanımış ve sadece Kedar’ın bilebileceği bir açıklamada bulunarak bir önceki yaşamında evin bir odasına 100 rupi sakladığını söylemişti. Sonradan Muttra’ya götürülen Shanti Devi, kasabada yaşayanları ve kasabaya ait birçok özelliği teşhis etmişti.
S- Küçük yaşlarda görülen olağanüstü yetenekler reenkarnasyona nasıl kanıt olabilir ?
C- Mozart gibi dahiler ilgilendikleri sanat dalını hiç eğitim görmeden kavramakta, sadece birkaç derse gereksinim duymaktadırlar. Bu tür insanlar yetkin oldukları alan ne olursa olsun, geçmiş hayatlarından getirdikleri yeteneklerini bir “bilgi tazeleme” den sonra kusursuz bir şekilde icra etmektedirler. O birkaç ders bir öğrenim değil, sadece hatırlamadır!
S- Kral David reenkarnasyonu nedir?
C- 1960 yılında İsrailli bir adamın üç yaşındaki oğlu, kutsal kitapta sözü edilen günlerin İbranicesiyle konuşmaya ve adamlarına savaşa hazırlanmaları için çağrıda bulunmaya başladı. Ayrıca Kral David gibi harp de çalıyordu. Bir İbranice uzmanının söylediğine göre, çocuk bu eski dili çok akıcı bir şekilde konuşuyordu.
S- İnsan tüm enkarnasyonları boyunca aynı cinsiyeti mi taşır?
C- Çoğu araştırmacı bazen erkeklerin kadın, kadınların da erkek olarak doğduğuna inanmakta, birçok insan da evvelce karşı cinsten biri olarak yaşadığını hatırlamaktadır. Bir genç kız asker olarak geçirdiği önceki yaşamını hatırlayabiliyordu. Belirgin kadınsı nitelikler gösteren erkeklerle, erkeksi eğilimleri olan kadınlar bir önceki yaşamlarında deneyimlemiş oldukları cinsiyeti açığa vuruyor olabilirler. Ameliyatla cinsiyet değiştirenler yanlış bedende doğduklarını, gerçekte karşı cinse ait olduklarını iddia ederler. Bunun yanıtı o kişilerin geçmiş yaşamlarındadır.
S- Rüyalar geçmiş yaşamlara kanıt olabilir mi?
C- Birçok kişi rüyasında önceki yaşamına ait görüntüler gördüğünü ileri sürer, ama bunu kanıtlamak çok güçtür. Bunlardan en ilginci Sicilyalı Bayan Adela Samona’nın rüyasıydı. 15 Mart 1910’da beş yaşındaki kızı Alexandrina ölmüştü. Üç gün sonra Bayan Samona’nın rüyasına giren kız, annesine bir başka çocuk olarak döneceğine dair söz verdi. Sonradan bir medyum aracılığıyla temas kurulan kız, ikiz kızlardan biri olarak tekrar doğacağını söyledi. Bayan Samona 10 Kasımda söylendiği gibi ikiz kızları dünyaya getirdi. Kızlardan biri görünüş ve kişilik olarak tıpkı ölen kıza benziyordu. Beş yaşına geldiğinde Alexandrina’nın yaşamına ait olayları hatırlamaya başlamıştı bile!
S- Grup reenkarnasyonu nedir?
C- Edgar Cayce’ın trans halindeyken aldığı mesajlara göre, birçok kişi çeşitli enkarnasyonlar boyunca ortama ilişkin deneyimler edinmekte, hatta bir yaşamdan ötekine aynı bölgede, aynı ulusal ya da dini gruplarla birlikte yaşamaktadır. Cayce, tarih öncesi Atlantis sakinlerinden birçoğunun bu yüzyılda Amerika’da yeniden bedenlendiklerine inanıyordu.
S- Genedoğumla ilgili olaylar kapitalist batı ülkelerinde neden daha az görülüyor?
C- Psişik olaylara gösterilen ilgi arttıkça Amerika’da da bu tür olaylar daha sık ortaya çıkmaya başlamıştır. Ancak Amerika’daki olayların sayısı, örneğin Hindistan, Seylan ve Burma gibi ülkelerle kıyaslanamaz. Alaska’nın Tlingit Kızılderilileri gibi reenkarnasyonu bir gerçek olarak benimsemiş kültürlerle karşılaştırdığımızda arada büyük farklar olduğunu görürüz.
S- Enkarnasyonlar arasındaki bekleme süresi ne kadardır?
C- Bir kurama göre, varlık bir bedenden ayrılır ayrılmaz hemen bir başka cenine ya da bebeğin bedenine girer. Dr. Stevenson’ın Hindistan, Alaska ve diğer ülkelerden derlediği olayların çoğu, ölümle genedoğum arasında geçen sürenin çok az olduğunu veya hiç zaman farkı olmadığını ortaya koymuştur. Ancak anlaşıldığı kadarıyla bu süre kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Jess Stearn tarafından Kanada’da incelenmiş olan “mavi gözlü kız çocuğu” türünden olaylar bir ya da birkaç kuşağın geçmiş olduğunu göstermektedir.
Medyumlar kanalıyla temas kurulan Patience Worth gibi bazı varlıkların yüzlerce yıl boyunca başka bir bedene girmediklerini ortaya koymuştur. Reenkarnasyonu bir gerçek olarak kabul edersek bekleme süresi bir kurala bağlı değilmiş gibi gözükmektedir.
S- Günümüzde 40 bin yaşında olduğunu öne süren kişi kimdir?
C- Joan Grant’in söylediğine göre, anıları kendisini 31 yaşam süresi kadar, yani tam 40 bin yıl geriye götürmektedir. Bayan Grant önceki yaşamlarını “Uzaktaki Anılar” adlı kitabında anlatmıştır.
S- Reenkarnasyona inanmayan medyum kimdir?
C- Eileen Garrett trans halinde değilken genedoğum konusunu şüpheyle karşılıyordu. Ancak, kontrolü altında bulunduğu bedensiz varlıklardan Abdül Latif onun aracılığıyla konuşmaya başlayınca reenkarnasyona inandığını söyledi.
S- Karma yasası nedir?
C- Karma, her eylemin olumlu ya da olumsuz bir etki yaratmasıdır. Kişinin gelecek yaşamında olumlu eylemlerini geliştirme, olumsuz olanlarının da üstesinden gelme fırsatıyla karşı karşıya kalacağını söyleyen bir yasadır. Örneğin, fiziki bir eksikliğin ıstırabını çeken kişi, geçmiş yaşamlarındaki olumsuz bir davranışın bedelini ödemektedir.
S- Amerika’nın Kurtuluş Savaşı günlerinde yaşamış hangi tanınmış bilim ve devlet adamı reenkarnasyona inanıyordu?
C- Benjamin Franklin daha gençlik yıllarında kendi mezar yazıtını kaleme almıştı. Şöyle diyordu: “Yayıncı, B. Franklin’in bedeni içi dışına çıkmış ve kaplaması dökülmüş eski bir kitap kapağı gibi burada yatmakta, kurtlara yem olmaktadır. Ama yapılanlar kaybolmayacaktır, çünkü onun inandığı gibi yazarınca düzeltilmiş olarak yeni ve daha zarif bir baskıyla bir kez daha ortaya çıkacaktır.” Franklin mezar yazıtına şu paragrafı da eklemiştir: “Dünyadaki varlığıma baktıkça şuna inanıyorum ki, belirli bir form içinde her zaman var olacağım. Tüm güçlüklerine rağmen yaşamaya, yeni baskımda eski basımdaki hataların düzeltileceği ümidiyle itiraz etmeyeceğim.”
S- Ünlü Amerikalı Yazar Ralph Waldo Emerson reenkarnasyona inanıyor muydu?
C- Evet. Emerson şöyle yazmıştı: “Hiçbir şey ölü değildir. İnsanlar kendilerini ölmüş gibi gösterirler ve yapmacık cenaze törenleriyle dokunaklı ölüm haberlerine katlanırlar. Oysa işte onlar orada durmakta, gayet sağlıklı ve tuhaf bir kılık içinde pencereden bakmaktadırlar!”
S- Yazar Henry David Thoreau’nun da reenkarnasyona inandığı söyleniyor, bu doğru mu?
C- Evet doğru. Thoreau bir doğa sever olmasının yanı sıra Hint felsefesini de takdir ediyor ve yazılarında reenkarnasyona inandığını ima ederek şöyle diyordu: “Eski Hint metinlerinde insan düşüncesi sınırsız ve heybetli bir şekilde ortaya çıkar. İnsanın kaderi üzerine daha yüce bir anlayış başka hiçbir yerde yoktur. İlahi eylemle ilahi düşüncenin nerede bittiğini, insanın nerede başladığını ayırt etmek olanaksızdır. Kaçınılmaz olan ruh göçü düşüncesi şairlerin kuruntusu değil, insan ırkına özgü bir içgüdüdür.”
Ünlü Kişilerin Reenkarnasyona İlişkin Görüşleri:
Dünyanın büyük dahilerinden Thomas Edison, birçok kere reenkarnasyona olan derin inancından söz etmiştir. Arkadaşı Henry Ford gibi o da ruhlarımızın devreler boyunca değişik yaşamlarda tekrar bedenlendiğine inanıyordu. Geçirdiği son rahatsızlık sırasında ruhun ölümsüzlüğüne inanıp inanmadığını soran gazetecilere şu yanıtı vermişti: “Düşünebildiğim tek ölümsüzlük şekli, tekrar yeni bir dünya yaşamına başlamaktır.”
Ünlü okültist Madam Blavatsky, ‘Aşikar Olmuş İsis’ adlı kitabında şunları yazmaktadır: “Bizim için esrarını koruyan iyilik ve kötülük sorununu bize anlatabilecek ve insanı yaşamın görünüşteki haksızlığıyla uzlaştırabilecek tek öğreti, yaşamlar boyunca aynı kişiliğin sürekli olarak genedoğmasıyla ilgili bilgidir. Ruhun sebep-sonuç çemberinden geçmesi ve genedoğumlar sayesinde önceki yaşamlarda çekilen acıların ödüllendirilmesi ya da işlenen suçların cezalandırılması mümkün olmaktadır.”
‘Küçük Kadınlar’ adlı kitabın yazarı Luisa May Alcott, yakın bir arkadaşına yazdığı bir mektupta şunları söylüyordu: “Kanımca ölümsüzlük bir ruhun birçok yaşamlardan ya da deneyimlerden geçmesidir. Bu deneyimler gerçekten yaşandıkça ve öğrenildikçe bir sonraki yaşama yardım ederler. Böylece her bir yaşam, kendisiyle birlikte öncekilerin de anılarını taşıyarak daha da zenginleşir, mutluluk kazanır ve yücelir. Önceki halleri hatırlıyor gibiyim. Öyle sanıyorum ki, o yaşamlarda burada hiç karşılaşmadığım derslerden bazılarını öğrendim. Bir sonraki adımımda, burada üstesinden gelmek için savaştığım deneyimlerden birçoğunu geride bırakacağımı ve kendimi hafiflemiş hissedeceğimi ümit ediyorum. Reenkarnasyon gerçeği, bazılarının burada gösterdiği dehanın ve yüce erdemliliğin nereden geldiğini açıklamaktadır. Bu yüce okulun birçok safhasını başarıyla tamamlamış olan bu kişiler, bizim sınıfımıza da kendilerini hayırlı kılan erdemleri ve yetenekleri getirirler. Küçük şeyleri hatırlamayız, çocuksu hafiflikler olarak unutulup giderler ve sadece gerçek deneyimleri yanımızda taşırız.”
Büyük Amerikan şairi Ralph Waldo Emerson reenkarnasyon konusunda şunları söylüyordu: “Uyanırız ve kendimizi bir basamak üzerinde buluruz. Altımızda sanki tırmanmış olduğumuz basamaklar vardır, üstümüzde ise yukarı doğru yükselip gözden kaybolan birçok basamak yer alır.”
Şair Longfellow’un şu dizeleri reenkarnasyon gerçeğine güçlü bir ışık tutmaktadır:
Yaşam gerçektir, yaşam içtendir!
Ve hedefi mezar değildir,
Topraksın sen, toprağa dönecek,
Ama bu söz ruh için söylenmemiştir.
Reenkarnasyon Öncesi Yaşam Aşamaları;
İnsan fizik bedenini terk ettikten (öldükten) sonra, bıraktığı bedenin benzeri süptil bir bedenle süptil bir aleme geçmektedir.
Süptil (ince) alemde varlığı önce çoğunlukla son derece olgun ışıl ışıl bir varlık veya varlıklar karşılar ve süptil aleme uyumuna yardım ederler.
Süptil alemde varlık son yaşamının tüm eylemlerinin genel bir bilançosunu ve özetini görür veya ışık varlıklarca kendisine gösterilir.
Bu ışık (rehber) varlıklar, genedoğum ihtiyacı içindeki varlığa bir yaşam maketi hazırlarlar, bu yaşam maketi eğer varlık olgunsa kendisi tarafından hazırlanır.
Süptil mekan, varlıkların evrim düzeylerine göre çeşitli vibrasyonel kademelere ayrılmış ve varlıklar böylece birbirlerinden yalıtılmışlardır.
Süptil mekanın her kademesinin kurallarına o kademelere mensup varlıklar uymak zorundadırlar.
Reenkarnasyon’un Özellikleri:
Varlığın o aşamada dahil olduğu planet üzerindeki bir evrim devresine girmesi söz konusu olduğu için, o devre boyunca defalarca doğup ölecektir.
Ölüm bir son değil, süptil mekana doğumun başlangıcıdır. Süptil mekanda ölüm ise, fizik dünyaya doğuşun başlangıcıdır.
Yeryüzündeki ve süptil alemdeki yaşam bir gerçektir. Yaşam ve ölüm rölatif görüntülerdir. Fizik dünyada fizik bedenle, süptil alemde süptil bedenle yaşanır.
Her planetin kendi süptil alemi (ahireti-spadyumu) vardır
Yeryüzü evrimi her varlık için belirli bir süredir. Evrim hiç sona ermeksizin değişik planetlerde sürer.
İnsan fizik dünyadaki yaşamına o andaki gereksinimine göre dişi veya erkek olarak devam eder. Dişilik veya erkeklik, bedeni yöneten ruh için bağlayıcı bir unsur değildir. Ruhun dişisi ve erkeği olmaz.
İnsanlar yaşam maketlerinin (hayat planı) gerektirdiği bir ülkede enkarne olurlar (doğarlar).
Enkarnasyon, (genedoğum) varlığın ihtiyaç duyduğu bir fizik dünya zamanında (belirli bir yüzyılın belirli bir tarihinde) gerçekleşir.
Din, millet, vatan vs tümü rölatif dünyasal faktörlerdir. Bunlarla öğünmek veya birini diğerine üstün tutmak, reenkarnasyon bilincine sahip olmayan bilinçsiz bir anlayışın ürünüdür.
Dünyasal enkarnasyonlar çemberinden kurtulan varlıklar, yani belirli bir olgunluk düzeyine ulaşanlar diğer planetlerde (Merih, Venüs, Merkür) veya diğer sistemlerde enkarne olurlar.
Reenkarnasyon evrensel bir gerçek ve yasadır. Tüm varlıklar bu yolda birbirlerine destek olurlar.Yaratılmış olan her şey evrime muhtaçtır.
alıntıdır.
Ne var ki, Allah’ın tüm maddi ölçülerin üzerindeki varlığını kavrayabilmek için O’nu önce maddi ölçülerle açıklamak bir zorunluluk olmuştur. Bu zorunluluk tek tanrılı dinlerin doğmasına yol açtı. Aslında Allah için kullanılan “Bir” sıfatı bir sınırlamadır. İnsan Bir’in sınırlama olduğunu anladığı zaman kendini ‘Tek Allah’ prensibine dayanan dinlerin üzerindeki bir görüşe hazırlar. Tek Tanrılı dinler, aslında birçok evrim aşamasından geçmiş ‘tek bir dindir.’
Mevlana Celaleddin- i Rumi’den dizeler
Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.
Bitki olarak öldüm hayvan oldum.
Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum,
Öyleyse ölümden korkmak niye?
Hiçbir sefer daha kötüye dönüştüğüm
ya da daha alçaldığım görüldü mü?
Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık,
rüyaların meleği olacağım.
Fakat yolum devam edecek.
ALLAH’tan başka her şey kaybolacak.
Hiç kimsenin görüp duymadığı bir şey olacağım.
Yıldızların üstünde bir yıldız olup
doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.
BHAGAVAT GİTA’dan dizeler
Yaşayanlara da ölenlere de üzülmez bilge
Hiç birimiz hiçbir zaman yok olmadık
Hiçbir zaman da yok olmayacağız.
Nasıl şu gövdenin içindeki can
Çocukluktan gençliğe
Gençlikten yaşlılığa geçerse
Ölümle de bir başka gövdeye geçer
Gövdeler ölür
Gövdeleri giyense ölümsüzdür
Ölçülemez biçilemez o
Yok edilemez o
Ölümsüz ve doğumsuz olan
Sonsuz ve başsız, değişmez olan
Ölebilir mi hiç gövde gibi
Eskimiş giysilerden soyunduğu gibi gövdenin
Gövdeyi giyen de eskimiş gövdeden soyunur
Yeni giysiler gibi yeni gövdeler giyinir o
Doğan için ölüm kaçınılmazdır
Ölense yeniden dirilir
Olması gerekene üzülmez
Ölümsüzdür yerleşen
Tüm varlıkların gövdesine
Ölümsüzlüğün ölümüne yas tutulmaz
Reenkarnasyonun (genedoğumun) bir gerçek olduğundan Eflatun’un hiçbir kuşkusu yoktu. “Ruhlar” diyordu, “sürekli olarak bu yaşama doğarlar.” Halkı uyarmak için onlara kötü olurlarsa daha kötü ruhların, iyi olurlarsa daha iyi ruhların arasına karışacaklarını söylüyordu. Bu, karma yasasından başka bir şey değildi. Origen’e göre herhangi bir zamanda ruhun edindiği beden, önceki liyakat ya da liyakatsizlikleri tarafından belirlenmektedir. Amerikalı kahin Edgar Cayce ise, çoğu kere insanların bu yaşamlarında karşılaştıkları sorunların, önceki yaşamlarından birinde yapmış oldukları yanlış uygulamaların sonucu olduğunu söylüyordu.
Reenkarnasyona ilişkin en ilginç olaylardan biri İmad Elewar’a ait olanıdır. İmad, İbrahim Bouhamzy adı altında sürdürdüğü bir önceki yaşamı üzerine 57 adet kanıt ortaya koymuş, bunlardan 51’inin doğruluğu kanıtlanmıştır. Dr. Stevenson kendisiyle ilk görüştüğünde İmad ancak beş yaşındaydı. Verdiği bilgilerin yanı sıra İmad, İbrahim’in kişiliğine özgü davranış özellikleri de göstermişti. Bu olay incelendiğinde, reenkarnasyon olasılığı dışında herhangi bir açıklamanın mümkün olmadığı görülmektedir.
Reenkarnasyon düşüncesine karşı ileri sürülen itirazların en yaygın olanı matematik savlara dayandırılmakta ve dünya üzerinde şu anda şimdiye kadar doğup ölmüş tüm insanlardan daha fazla insan olduğuna göre hepimiz genedoğmuş olamayız denmektedir. Oysa günümüzde dünya üzerinde genedoğanları, sadece dünyanın bu devresinde doğup ölenlerle sınırlamak yanlıştır. Bugün dünya üzerinde doğan bir insanın bundan evvelki yaşamlarının bir bölümünü veya tamamını dünya tarihinin bilinmeyen devrelerinde geçirmiş olması pekala mümkündür. Çünkü dünya insanoğlunun tespit edemediği birçok devrelerden, yani sikluslardan geçmiştir. Herhangi bir toplumun bireyleri arasındaki muazzam evrim farklılıkları, bu görüşün doğruluğunun kanıtıdır.
Bazı kişiler, geleneksel genetik ve soya çekim düşüncelerini altüst ettiği iddiasıyla reenkarnasyon kuramına karşı çıkabilirler. Aslında hiç de öyle değildir. İnsan bedeni diğer bedenlerin dölünden gelirken, bu bedeni taşıyan varlığın şuuru kendine özgü bir şecereye sahiptir. Genedoğumla soya çekimi birbirine karıştırmamalıyız, soya çekim tamamen bedenin genetik yapısına bağlıyken, genedoğum tamamen varlığın ruhuyla ilgili bir fenomendir.
Dr. Arthur Guirdham, Katharlar ve Montsegur yöresine karşı duyduğu aşırı ilgiyi, mezhebin ortadan kaldırılması sırasında Roger de Grisolles adında bir Kathar rahibi olarak yaşamış olmasına bağlamaktadır. Doktor bu kanıya ilginç bir şekilde varmıştı. Her yerde Kathar’larla ilgili bilgilere rastlamış, aynı dönemde yaşamış kişilerle karşılaşmıştı. Sonunda doktorun gözlemleri öyle bir düzeye varmıştı ki, Montsegur’da katledilmiş bir grup Kathar’ın 20. yüzyıl İngiltere’sinde yeniden bedenlendiği inkar edilemez bir gerçek haline gelmişti. Reenkarnasyon konusunda derlenmiş birçok olayda rastlanan bedensel işaretlere bu olayda da rastlamaktayız. Dr. Guirdham, genedoğmuş Kathar’lardan bazılarının Montsegur’da yakılırken çektikleri acıları bu yaşamlarında da çektiklerini, bedenlerinde bir takım yanık izleri bulunduğunu söylemektedir. Olayın önemli kişilerinden Bayan Mills kalçasındaki bir ağrıdan şikayet ederek Dr. Guirdham’a geldiğinde Mills’i muayene eden doktor kadının sırtında boydan boya uzanan sertleşmiş yanık izleri görmüştü. Bayan Mills’in söylediğine göre bu izlerin bulunduğu yerler, yakılmaya götürülürken sırtının yanan bir meşale darbesine maruz kalan kısımlarıydı. Dr. Guirdham ortaya koyduğu ilginç gözlemlerini şu kanıya dayandırmaktadır: Montsegur Kathar’larından bir kısmının aynı yörede yeniden doğmaları belirli bir amaca yöneliktir. Bu amaç da büyük olasılıkla reenkarnasyon gerçeğini kanıtlamaktır.
Kişisel ruh (psyhe), yani üstün benlik tam olarak bedene bağlanmaz ya da tezahür etmez. Kişilik ancak ruhun bir kısmıdır ve ruh bununla kendini kısmen ifade eder. Tezahür, kısmi kişiliğe oranla ruhun bedene bağlı olmayan kısmıdır, noksansız bir hafıza yeri olarak geleceği bilme, aydınlatma, sezme rolü oynar. Spiritüel varlıklarla ve faaliyet planlarıyla temas kurarak koruyan ve ilham veren bir rehber rolünü de yerine getirir. Şu halde, parapsikolojinin şuuraltı dediğimiz şeyin tezahürleri hakkında bize söylediklerini dikkatle incelemeli ve şuurüstü terimini kullanmaya alışmalıyız. Şuurüstü,ilham, deha ve yaratıcı faaliyeti sağlar. C..Jung’un psikanalizle ilgili araştırmaları şuuraltının, uygarlıkla ilgili zihinsel gelişmenin en eski ve en ilkel düzeylerine ait arşetipik psişik unsurları barındırdığını göstermiştir. Dünyanın yapısındaki tortul tabakaları jeologların keşfetmesi gibi, Jung da ruhtaki tabakaları (psişedeki tortul tabakaları) keşfetti. Psikanalizle ilgili araştırmalara dikkat etmek gerekir, çünkü reenkarnasyon araştırmalarında bize son derece önemli malzemeler sağlamaktadır.
Reenkarnasyon doğal bir yasa olduğundan belirgin bir fonksiyonu olmalıdır. Bu fonksiyon, tıpkı biyolojik alandaki melezleşme ve kalıtım faaliyetleri gibi psişik alanda değişiklik yaratan bir faaliyettir. Reenkarnasyon, ruhu giderek zenginleştiren deneyimleri gerçekleştirmek için ardarda gelen kişilikler demektir. Her ölüm olayından sonra kişilik tüm psişesiyle, karakter, zeka ve ahlakla ilgili deneyim ve kazançlarını eski kazançlarıyla birleştirip yeniden özümler.
Eski yaşamların anıları pek nadir hatırlanır. Yaşamdan genç yaşta ani ve şiddetli bir ölümle ayrılma halinde bir sonraki hayatta bu hatırlanabilir. Bu anıların ender olarak aniden çıkıp gelmesi, önceki hayatın bitiminden hemen sonra tekrar doğulduğunu göstermez mi? Yeni hayatta devam eden kişilik, noksan bir özümlemeyi hatırlamaktadır.
Reenkarnasyona İlişkin İlginç Soru ve Yanıtlar
Araştırmacı Herbert B. Greenhouse’un reenkarnasyona ilişkin sorulara verdiği yanıtlar:
S- Reenkarnasyon hipotezini destekleyen kanıtlar nelerdir?
C-Bazen insanlar, özellikle de çocuklar bir önceki yaşamlarıyla ilgili bilgiler verebilirler. Söz konusu geçmiş yaşamları bilen ve hala sağ olan tanıklar varsa öne sürülen iddiaları doğrulayabilirler. Bazen bir önceki yaşamdan taşınan vücuttaki yara izleri veya benzeri fiziki işaretler de kanıt teşkil ederler. Bazı şeylerden zevk alışın ya da nefret edişin bir önceki yaşamdan taşınmış bir alışkanlık olduğunu da söyleyebiliriz. Hatırlanan yaşamla sürdürülen yaşam arasında çok uzun bir zaman aralığı varsa, kişinin o tarihi devre ve kişilik konusundaki bilgisi yapılacak araştırmalarla kanıtlanabilir. Belirli şartlar altında, yani trans, rüya ve anestezi etkisinde kişi daha evvel hiç bilmediği bir dili veya dilleri konuşuyor olabilir. Bazen çok eski bir dili bile konuşabilir. Dahası, sanki doğuştan edinmişçesine çok küçük yaşlarda olağanüstü bir müzik yeteneğine ya da başka bir yeteneğe sahip olabilir.
S- Shanti Devi’nin klasikleşmiş reenkarnasyon olayı nedir?
C- 1930 yılında Hindistan’da yaşayan Shanti Devi adında dört yaşındaki bir kız, bir önceki yaşamında evinden 150 km uzaktaki Muttra kasabasında yaşadığını ileri sürmüştü. Oraya hiç gitmediği halde kasabayı ve halkını kusursuz biçimde tarif ediyor, kocasının adı dahil olmak üzere önceki yaşamıyla ilgili tüm ayrıntıları hatırlayabiliyordu. Eskiden kocası olduğunu iddia ettiği Kedar Nath küçük kızı ziyaret ettiğinde Shanti Devi onu hemen tanımış ve sadece Kedar’ın bilebileceği bir açıklamada bulunarak bir önceki yaşamında evin bir odasına 100 rupi sakladığını söylemişti. Sonradan Muttra’ya götürülen Shanti Devi, kasabada yaşayanları ve kasabaya ait birçok özelliği teşhis etmişti.
S- Küçük yaşlarda görülen olağanüstü yetenekler reenkarnasyona nasıl kanıt olabilir ?
C- Mozart gibi dahiler ilgilendikleri sanat dalını hiç eğitim görmeden kavramakta, sadece birkaç derse gereksinim duymaktadırlar. Bu tür insanlar yetkin oldukları alan ne olursa olsun, geçmiş hayatlarından getirdikleri yeteneklerini bir “bilgi tazeleme” den sonra kusursuz bir şekilde icra etmektedirler. O birkaç ders bir öğrenim değil, sadece hatırlamadır!
S- Kral David reenkarnasyonu nedir?
C- 1960 yılında İsrailli bir adamın üç yaşındaki oğlu, kutsal kitapta sözü edilen günlerin İbranicesiyle konuşmaya ve adamlarına savaşa hazırlanmaları için çağrıda bulunmaya başladı. Ayrıca Kral David gibi harp de çalıyordu. Bir İbranice uzmanının söylediğine göre, çocuk bu eski dili çok akıcı bir şekilde konuşuyordu.
S- İnsan tüm enkarnasyonları boyunca aynı cinsiyeti mi taşır?
C- Çoğu araştırmacı bazen erkeklerin kadın, kadınların da erkek olarak doğduğuna inanmakta, birçok insan da evvelce karşı cinsten biri olarak yaşadığını hatırlamaktadır. Bir genç kız asker olarak geçirdiği önceki yaşamını hatırlayabiliyordu. Belirgin kadınsı nitelikler gösteren erkeklerle, erkeksi eğilimleri olan kadınlar bir önceki yaşamlarında deneyimlemiş oldukları cinsiyeti açığa vuruyor olabilirler. Ameliyatla cinsiyet değiştirenler yanlış bedende doğduklarını, gerçekte karşı cinse ait olduklarını iddia ederler. Bunun yanıtı o kişilerin geçmiş yaşamlarındadır.
S- Rüyalar geçmiş yaşamlara kanıt olabilir mi?
C- Birçok kişi rüyasında önceki yaşamına ait görüntüler gördüğünü ileri sürer, ama bunu kanıtlamak çok güçtür. Bunlardan en ilginci Sicilyalı Bayan Adela Samona’nın rüyasıydı. 15 Mart 1910’da beş yaşındaki kızı Alexandrina ölmüştü. Üç gün sonra Bayan Samona’nın rüyasına giren kız, annesine bir başka çocuk olarak döneceğine dair söz verdi. Sonradan bir medyum aracılığıyla temas kurulan kız, ikiz kızlardan biri olarak tekrar doğacağını söyledi. Bayan Samona 10 Kasımda söylendiği gibi ikiz kızları dünyaya getirdi. Kızlardan biri görünüş ve kişilik olarak tıpkı ölen kıza benziyordu. Beş yaşına geldiğinde Alexandrina’nın yaşamına ait olayları hatırlamaya başlamıştı bile!
S- Grup reenkarnasyonu nedir?
C- Edgar Cayce’ın trans halindeyken aldığı mesajlara göre, birçok kişi çeşitli enkarnasyonlar boyunca ortama ilişkin deneyimler edinmekte, hatta bir yaşamdan ötekine aynı bölgede, aynı ulusal ya da dini gruplarla birlikte yaşamaktadır. Cayce, tarih öncesi Atlantis sakinlerinden birçoğunun bu yüzyılda Amerika’da yeniden bedenlendiklerine inanıyordu.
S- Genedoğumla ilgili olaylar kapitalist batı ülkelerinde neden daha az görülüyor?
C- Psişik olaylara gösterilen ilgi arttıkça Amerika’da da bu tür olaylar daha sık ortaya çıkmaya başlamıştır. Ancak Amerika’daki olayların sayısı, örneğin Hindistan, Seylan ve Burma gibi ülkelerle kıyaslanamaz. Alaska’nın Tlingit Kızılderilileri gibi reenkarnasyonu bir gerçek olarak benimsemiş kültürlerle karşılaştırdığımızda arada büyük farklar olduğunu görürüz.
S- Enkarnasyonlar arasındaki bekleme süresi ne kadardır?
C- Bir kurama göre, varlık bir bedenden ayrılır ayrılmaz hemen bir başka cenine ya da bebeğin bedenine girer. Dr. Stevenson’ın Hindistan, Alaska ve diğer ülkelerden derlediği olayların çoğu, ölümle genedoğum arasında geçen sürenin çok az olduğunu veya hiç zaman farkı olmadığını ortaya koymuştur. Ancak anlaşıldığı kadarıyla bu süre kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Jess Stearn tarafından Kanada’da incelenmiş olan “mavi gözlü kız çocuğu” türünden olaylar bir ya da birkaç kuşağın geçmiş olduğunu göstermektedir.
Medyumlar kanalıyla temas kurulan Patience Worth gibi bazı varlıkların yüzlerce yıl boyunca başka bir bedene girmediklerini ortaya koymuştur. Reenkarnasyonu bir gerçek olarak kabul edersek bekleme süresi bir kurala bağlı değilmiş gibi gözükmektedir.
S- Günümüzde 40 bin yaşında olduğunu öne süren kişi kimdir?
C- Joan Grant’in söylediğine göre, anıları kendisini 31 yaşam süresi kadar, yani tam 40 bin yıl geriye götürmektedir. Bayan Grant önceki yaşamlarını “Uzaktaki Anılar” adlı kitabında anlatmıştır.
S- Reenkarnasyona inanmayan medyum kimdir?
C- Eileen Garrett trans halinde değilken genedoğum konusunu şüpheyle karşılıyordu. Ancak, kontrolü altında bulunduğu bedensiz varlıklardan Abdül Latif onun aracılığıyla konuşmaya başlayınca reenkarnasyona inandığını söyledi.
S- Karma yasası nedir?
C- Karma, her eylemin olumlu ya da olumsuz bir etki yaratmasıdır. Kişinin gelecek yaşamında olumlu eylemlerini geliştirme, olumsuz olanlarının da üstesinden gelme fırsatıyla karşı karşıya kalacağını söyleyen bir yasadır. Örneğin, fiziki bir eksikliğin ıstırabını çeken kişi, geçmiş yaşamlarındaki olumsuz bir davranışın bedelini ödemektedir.
S- Amerika’nın Kurtuluş Savaşı günlerinde yaşamış hangi tanınmış bilim ve devlet adamı reenkarnasyona inanıyordu?
C- Benjamin Franklin daha gençlik yıllarında kendi mezar yazıtını kaleme almıştı. Şöyle diyordu: “Yayıncı, B. Franklin’in bedeni içi dışına çıkmış ve kaplaması dökülmüş eski bir kitap kapağı gibi burada yatmakta, kurtlara yem olmaktadır. Ama yapılanlar kaybolmayacaktır, çünkü onun inandığı gibi yazarınca düzeltilmiş olarak yeni ve daha zarif bir baskıyla bir kez daha ortaya çıkacaktır.” Franklin mezar yazıtına şu paragrafı da eklemiştir: “Dünyadaki varlığıma baktıkça şuna inanıyorum ki, belirli bir form içinde her zaman var olacağım. Tüm güçlüklerine rağmen yaşamaya, yeni baskımda eski basımdaki hataların düzeltileceği ümidiyle itiraz etmeyeceğim.”
S- Ünlü Amerikalı Yazar Ralph Waldo Emerson reenkarnasyona inanıyor muydu?
C- Evet. Emerson şöyle yazmıştı: “Hiçbir şey ölü değildir. İnsanlar kendilerini ölmüş gibi gösterirler ve yapmacık cenaze törenleriyle dokunaklı ölüm haberlerine katlanırlar. Oysa işte onlar orada durmakta, gayet sağlıklı ve tuhaf bir kılık içinde pencereden bakmaktadırlar!”
S- Yazar Henry David Thoreau’nun da reenkarnasyona inandığı söyleniyor, bu doğru mu?
C- Evet doğru. Thoreau bir doğa sever olmasının yanı sıra Hint felsefesini de takdir ediyor ve yazılarında reenkarnasyona inandığını ima ederek şöyle diyordu: “Eski Hint metinlerinde insan düşüncesi sınırsız ve heybetli bir şekilde ortaya çıkar. İnsanın kaderi üzerine daha yüce bir anlayış başka hiçbir yerde yoktur. İlahi eylemle ilahi düşüncenin nerede bittiğini, insanın nerede başladığını ayırt etmek olanaksızdır. Kaçınılmaz olan ruh göçü düşüncesi şairlerin kuruntusu değil, insan ırkına özgü bir içgüdüdür.”
Ünlü Kişilerin Reenkarnasyona İlişkin Görüşleri:
Dünyanın büyük dahilerinden Thomas Edison, birçok kere reenkarnasyona olan derin inancından söz etmiştir. Arkadaşı Henry Ford gibi o da ruhlarımızın devreler boyunca değişik yaşamlarda tekrar bedenlendiğine inanıyordu. Geçirdiği son rahatsızlık sırasında ruhun ölümsüzlüğüne inanıp inanmadığını soran gazetecilere şu yanıtı vermişti: “Düşünebildiğim tek ölümsüzlük şekli, tekrar yeni bir dünya yaşamına başlamaktır.”
Ünlü okültist Madam Blavatsky, ‘Aşikar Olmuş İsis’ adlı kitabında şunları yazmaktadır: “Bizim için esrarını koruyan iyilik ve kötülük sorununu bize anlatabilecek ve insanı yaşamın görünüşteki haksızlığıyla uzlaştırabilecek tek öğreti, yaşamlar boyunca aynı kişiliğin sürekli olarak genedoğmasıyla ilgili bilgidir. Ruhun sebep-sonuç çemberinden geçmesi ve genedoğumlar sayesinde önceki yaşamlarda çekilen acıların ödüllendirilmesi ya da işlenen suçların cezalandırılması mümkün olmaktadır.”
‘Küçük Kadınlar’ adlı kitabın yazarı Luisa May Alcott, yakın bir arkadaşına yazdığı bir mektupta şunları söylüyordu: “Kanımca ölümsüzlük bir ruhun birçok yaşamlardan ya da deneyimlerden geçmesidir. Bu deneyimler gerçekten yaşandıkça ve öğrenildikçe bir sonraki yaşama yardım ederler. Böylece her bir yaşam, kendisiyle birlikte öncekilerin de anılarını taşıyarak daha da zenginleşir, mutluluk kazanır ve yücelir. Önceki halleri hatırlıyor gibiyim. Öyle sanıyorum ki, o yaşamlarda burada hiç karşılaşmadığım derslerden bazılarını öğrendim. Bir sonraki adımımda, burada üstesinden gelmek için savaştığım deneyimlerden birçoğunu geride bırakacağımı ve kendimi hafiflemiş hissedeceğimi ümit ediyorum. Reenkarnasyon gerçeği, bazılarının burada gösterdiği dehanın ve yüce erdemliliğin nereden geldiğini açıklamaktadır. Bu yüce okulun birçok safhasını başarıyla tamamlamış olan bu kişiler, bizim sınıfımıza da kendilerini hayırlı kılan erdemleri ve yetenekleri getirirler. Küçük şeyleri hatırlamayız, çocuksu hafiflikler olarak unutulup giderler ve sadece gerçek deneyimleri yanımızda taşırız.”
Büyük Amerikan şairi Ralph Waldo Emerson reenkarnasyon konusunda şunları söylüyordu: “Uyanırız ve kendimizi bir basamak üzerinde buluruz. Altımızda sanki tırmanmış olduğumuz basamaklar vardır, üstümüzde ise yukarı doğru yükselip gözden kaybolan birçok basamak yer alır.”
Şair Longfellow’un şu dizeleri reenkarnasyon gerçeğine güçlü bir ışık tutmaktadır:
Yaşam gerçektir, yaşam içtendir!
Ve hedefi mezar değildir,
Topraksın sen, toprağa dönecek,
Ama bu söz ruh için söylenmemiştir.
Reenkarnasyon Öncesi Yaşam Aşamaları;
İnsan fizik bedenini terk ettikten (öldükten) sonra, bıraktığı bedenin benzeri süptil bir bedenle süptil bir aleme geçmektedir.
Süptil (ince) alemde varlığı önce çoğunlukla son derece olgun ışıl ışıl bir varlık veya varlıklar karşılar ve süptil aleme uyumuna yardım ederler.
Süptil alemde varlık son yaşamının tüm eylemlerinin genel bir bilançosunu ve özetini görür veya ışık varlıklarca kendisine gösterilir.
Bu ışık (rehber) varlıklar, genedoğum ihtiyacı içindeki varlığa bir yaşam maketi hazırlarlar, bu yaşam maketi eğer varlık olgunsa kendisi tarafından hazırlanır.
Süptil mekan, varlıkların evrim düzeylerine göre çeşitli vibrasyonel kademelere ayrılmış ve varlıklar böylece birbirlerinden yalıtılmışlardır.
Süptil mekanın her kademesinin kurallarına o kademelere mensup varlıklar uymak zorundadırlar.
Reenkarnasyon’un Özellikleri:
Varlığın o aşamada dahil olduğu planet üzerindeki bir evrim devresine girmesi söz konusu olduğu için, o devre boyunca defalarca doğup ölecektir.
Ölüm bir son değil, süptil mekana doğumun başlangıcıdır. Süptil mekanda ölüm ise, fizik dünyaya doğuşun başlangıcıdır.
Yeryüzündeki ve süptil alemdeki yaşam bir gerçektir. Yaşam ve ölüm rölatif görüntülerdir. Fizik dünyada fizik bedenle, süptil alemde süptil bedenle yaşanır.
Her planetin kendi süptil alemi (ahireti-spadyumu) vardır
Yeryüzü evrimi her varlık için belirli bir süredir. Evrim hiç sona ermeksizin değişik planetlerde sürer.
İnsan fizik dünyadaki yaşamına o andaki gereksinimine göre dişi veya erkek olarak devam eder. Dişilik veya erkeklik, bedeni yöneten ruh için bağlayıcı bir unsur değildir. Ruhun dişisi ve erkeği olmaz.
İnsanlar yaşam maketlerinin (hayat planı) gerektirdiği bir ülkede enkarne olurlar (doğarlar).
Enkarnasyon, (genedoğum) varlığın ihtiyaç duyduğu bir fizik dünya zamanında (belirli bir yüzyılın belirli bir tarihinde) gerçekleşir.
Din, millet, vatan vs tümü rölatif dünyasal faktörlerdir. Bunlarla öğünmek veya birini diğerine üstün tutmak, reenkarnasyon bilincine sahip olmayan bilinçsiz bir anlayışın ürünüdür.
Dünyasal enkarnasyonlar çemberinden kurtulan varlıklar, yani belirli bir olgunluk düzeyine ulaşanlar diğer planetlerde (Merih, Venüs, Merkür) veya diğer sistemlerde enkarne olurlar.
Reenkarnasyon evrensel bir gerçek ve yasadır. Tüm varlıklar bu yolda birbirlerine destek olurlar.Yaratılmış olan her şey evrime muhtaçtır.
alıntıdır.
Karma Çemberi
Karma Çemberi
Karma çemberi geçmiş yaşam tecrübelerimizin oluşturduğu bir çemberdir. Bu çember içerisinde sayısız hayatlarımız vardır. Ruhlarımızın tekabülü için defalarca dünyaya geliriz. Her gelişimiz esnasında bir programımız vardır. Bu programları uygularken çeşitli korkular ediniriz. Gelmiş olduğumuz yaşantımızda bu korkularımızdan arınmadığımız takdirde bu korkuları yenebilmemiz için tekrar dünyaya gelir ve kendimizin seçtiği program dahilinde bu deneyimleri yaşar ve korkularımızdan arınmaya çalışırız. Eğer yaşantımız esnasında bu korkuları saptar ve sevgiye dönüştürürsek bu korkulardan arınmış olur hem karmamızdaki temizliği yapmış olur hem de yaşamakta olduğumuz yaşamdan zevk alır haline geliriz. Diyelim ki şu anki yaşantınızda "güvensizlik korkunuz" var, "başarısızlık korkunuz" var. Bunlar size geçmiş hayatla aktarılmış olabilir yada bu
hayatınızda doğumunuzdan sonraki deneyimlerinizle kazanmış olabilirsiniz. Bu yaşantınızda bu iki korkuyu temizledikten sonra size yukarıdaki kuruldan sizin üst benliğinize sorularak bir korku daha gelebilir. Yani siz eğer üst sınıftan ders almak ve bir an önce takamül etmek isterseniz. Bunu bu yaşantınızda deneyimlemek istemezseniz bir sonraki yaşantınıza devredecektir.
Bizi yaratan Allah taşıyabileceğimizden daha fazla görev vermez bize. Yukarıda kendimizin seçtiği program demiştim bunu şöyle açıklayayım. Bizler dünyaya gelmeden önce diğer ruh dostlarımızla anlaşma yaparız. Deriz ki "sen benim annem ol ve benim sürekli "başarısızlık korkum" üzerine baskı yap ki ben bunu deneyimleyebileyim ve temizleyebileyim dersiniz. O da bunu kabul ederse sizden kendi deneyimi için sizden ona "değersizlik korkusu" üzerine baskı yapmasını isteyebilir de istemeyebilirde. Sonra başka bir ruh arkadaşı seçersiniz ve dersiniz ki ona ben 30 yaşıma geldiğimde karşıma çık ve evlenelim sen de benim güvensizlik korkumu ortaya çıkar ki ben onu temizleyebilmeliyim. Sonra başka birine dersiniz ki sen benim karşıma 35 yaşımda çık ve ben halen ilk eşimle yaşadığım hayatta güvensizlik korkumu temizlememişsem ondan ayrılıp seninle evleneyim. Eğer temizleyebilmişsem benim karşıma çıkmana gerek yok. Bunun gibi karşılıklı programlar hazırlarsınız. Tüm bunları söylememdeki asıl amaç şudur. Hani birilerine kızıyoruz ve onlara küsüyoruz ya. İşte bunlarda onların hiç bir suçu yok. Çünkü onlar sizinle yapmış oldukları anlaşma doğrultusunda görevlerini yerine getiriyorlar. O yüzden bu insanları derin bir arzuyla af etmeniz ve varlıklarına şükretmeniz gerekmektedir. Bu deneyimleri yaşadığınız bu kişilerle bu şekilde yaşamaya siz karar verdiniz. Hiç kimseye kızmamalısınız.
Hepiniz biliyorsunuz ki evrende iki büyük enerji vardır. Biri "Korku enerjisi" diğeri de "sevgi" enerjisi. Korku enerjisi bedeninizde daha çok barındığı sürece, aynı olayları defalarca yaşarsınız. Ne zamanki korkularınızı bulur ve onları temizlerseniz artık size bu deneyimleri yaşatacak enerji gelmeyecektir.
Diyelim ki bir yerde çok öfkelendiniz onun altında mutlaka bir korku vardır. Birisi sizin korku düğmenize basmıştır. O anda karşınızdakine tepki vermeden bir durun ve diyin ki benim hangi korkuma basıldı. Onu bulun ve o anda temizleyin. Ya da birileri hakkında siz sürekli yalancı, kaba, terbiyesiz vs. gibi sözler söylüyorsunuz. Bu durumda size çok ağır gelecek ama karşınızdaki kişi size aynalık yapıyordur. Bir sorun kendinize ben kime ya da kimlere bu şekilde davranıyorum.
Bir de hayat deneyiminiz içinde hiç beklemediğiniz bir olay yaşadınız. Ve ben bunu hak etmedim dediniz. Yine durup düşünün ve diyin ki "ben bunu nerede ektim ve şimdi biçiyorum". Bulabilirseniz hemen o anı temizleyin "ben yaşadığım herşeyi tam olduğu gibi kabul ediyorum" diyin ve şu anda kaçınılmaz yaşananı kabul edin. Bulamayabilirsiniz belki o zaman bu yaşanan geçmiş yaşam tecrübelerinizde ekmiş olduğunuz bir durumdur. O zaman yine de yukarıdaki gibi yaşamış olduğunuz herşeyi olduğu gibi kabul edin ve o anları sevgiye dönüştürün. Tüm bunları yaptığınızda göreceksiniz hayatınız nasıl değişiyor. Çünkü
artık çevreniz de sevgi enerjisi oluşacak. Ve sevginin olduğu yere asla korku barınamaz.
Yuvaya dönüş yolunda ışığınız eksik olmasın.
alıntıdır.
Karma çemberi geçmiş yaşam tecrübelerimizin oluşturduğu bir çemberdir. Bu çember içerisinde sayısız hayatlarımız vardır. Ruhlarımızın tekabülü için defalarca dünyaya geliriz. Her gelişimiz esnasında bir programımız vardır. Bu programları uygularken çeşitli korkular ediniriz. Gelmiş olduğumuz yaşantımızda bu korkularımızdan arınmadığımız takdirde bu korkuları yenebilmemiz için tekrar dünyaya gelir ve kendimizin seçtiği program dahilinde bu deneyimleri yaşar ve korkularımızdan arınmaya çalışırız. Eğer yaşantımız esnasında bu korkuları saptar ve sevgiye dönüştürürsek bu korkulardan arınmış olur hem karmamızdaki temizliği yapmış olur hem de yaşamakta olduğumuz yaşamdan zevk alır haline geliriz. Diyelim ki şu anki yaşantınızda "güvensizlik korkunuz" var, "başarısızlık korkunuz" var. Bunlar size geçmiş hayatla aktarılmış olabilir yada bu
hayatınızda doğumunuzdan sonraki deneyimlerinizle kazanmış olabilirsiniz. Bu yaşantınızda bu iki korkuyu temizledikten sonra size yukarıdaki kuruldan sizin üst benliğinize sorularak bir korku daha gelebilir. Yani siz eğer üst sınıftan ders almak ve bir an önce takamül etmek isterseniz. Bunu bu yaşantınızda deneyimlemek istemezseniz bir sonraki yaşantınıza devredecektir.
Bizi yaratan Allah taşıyabileceğimizden daha fazla görev vermez bize. Yukarıda kendimizin seçtiği program demiştim bunu şöyle açıklayayım. Bizler dünyaya gelmeden önce diğer ruh dostlarımızla anlaşma yaparız. Deriz ki "sen benim annem ol ve benim sürekli "başarısızlık korkum" üzerine baskı yap ki ben bunu deneyimleyebileyim ve temizleyebileyim dersiniz. O da bunu kabul ederse sizden kendi deneyimi için sizden ona "değersizlik korkusu" üzerine baskı yapmasını isteyebilir de istemeyebilirde. Sonra başka bir ruh arkadaşı seçersiniz ve dersiniz ki ona ben 30 yaşıma geldiğimde karşıma çık ve evlenelim sen de benim güvensizlik korkumu ortaya çıkar ki ben onu temizleyebilmeliyim. Sonra başka birine dersiniz ki sen benim karşıma 35 yaşımda çık ve ben halen ilk eşimle yaşadığım hayatta güvensizlik korkumu temizlememişsem ondan ayrılıp seninle evleneyim. Eğer temizleyebilmişsem benim karşıma çıkmana gerek yok. Bunun gibi karşılıklı programlar hazırlarsınız. Tüm bunları söylememdeki asıl amaç şudur. Hani birilerine kızıyoruz ve onlara küsüyoruz ya. İşte bunlarda onların hiç bir suçu yok. Çünkü onlar sizinle yapmış oldukları anlaşma doğrultusunda görevlerini yerine getiriyorlar. O yüzden bu insanları derin bir arzuyla af etmeniz ve varlıklarına şükretmeniz gerekmektedir. Bu deneyimleri yaşadığınız bu kişilerle bu şekilde yaşamaya siz karar verdiniz. Hiç kimseye kızmamalısınız.
Hepiniz biliyorsunuz ki evrende iki büyük enerji vardır. Biri "Korku enerjisi" diğeri de "sevgi" enerjisi. Korku enerjisi bedeninizde daha çok barındığı sürece, aynı olayları defalarca yaşarsınız. Ne zamanki korkularınızı bulur ve onları temizlerseniz artık size bu deneyimleri yaşatacak enerji gelmeyecektir.
Diyelim ki bir yerde çok öfkelendiniz onun altında mutlaka bir korku vardır. Birisi sizin korku düğmenize basmıştır. O anda karşınızdakine tepki vermeden bir durun ve diyin ki benim hangi korkuma basıldı. Onu bulun ve o anda temizleyin. Ya da birileri hakkında siz sürekli yalancı, kaba, terbiyesiz vs. gibi sözler söylüyorsunuz. Bu durumda size çok ağır gelecek ama karşınızdaki kişi size aynalık yapıyordur. Bir sorun kendinize ben kime ya da kimlere bu şekilde davranıyorum.
Bir de hayat deneyiminiz içinde hiç beklemediğiniz bir olay yaşadınız. Ve ben bunu hak etmedim dediniz. Yine durup düşünün ve diyin ki "ben bunu nerede ektim ve şimdi biçiyorum". Bulabilirseniz hemen o anı temizleyin "ben yaşadığım herşeyi tam olduğu gibi kabul ediyorum" diyin ve şu anda kaçınılmaz yaşananı kabul edin. Bulamayabilirsiniz belki o zaman bu yaşanan geçmiş yaşam tecrübelerinizde ekmiş olduğunuz bir durumdur. O zaman yine de yukarıdaki gibi yaşamış olduğunuz herşeyi olduğu gibi kabul edin ve o anları sevgiye dönüştürün. Tüm bunları yaptığınızda göreceksiniz hayatınız nasıl değişiyor. Çünkü
artık çevreniz de sevgi enerjisi oluşacak. Ve sevginin olduğu yere asla korku barınamaz.
Yuvaya dönüş yolunda ışığınız eksik olmasın.
alıntıdır.
Kozmik Yörünge ile Kundalini Çalışması
Özel bir meditasyon.Bir burun kanalının kapatılıp diğerinden nefes almanın İslam dininde de dahil bilinen güçlü tesirleri vardır.Yapılış bakımından kolay gözüksede hayal etme aşamasında zorlanabilirsiniz.
Tam olarak uygulandığında kundalin yükselişi oluşturan, on sayıda sol burun deliğinden nefes verilerek, on sayıda sağ burun deliğinden nefes alınarak yapılan bir çalışmadır.
Omurganız dik olarak oturun.Derin bir diyafram nefesi alın.Sağ burun deliğinizi parmağınızla kapatarak sol burun deliğinizden nefesinizi vermeye başlayın.Nefesinizi verirken enerjinin kendinize göre omurganızın sol tarafındaki nadi kanalından aşağıya doğru indiğini imajine edin.Nefesinizi vereceğiniz on sayı süresini, düşüncenizde kuyruk sokumuna gelecek şekilde ayarlayın.Kuyruk sokumunuza geldiğinizde ciğerlerinizdeki son havayı vermiş ve on sayı süresinin sonuna gelmiş olun.Beklemeden kuyruk sokumunuzun altından dolaşıp omurganın sağ yanındaki nadi kanalı üzerinde yükselirken parmağınızla sol burun deliğinizi kapatın ve sağ burun deliğinizden on sayılık nefes alma sürecini başlatın.Nefes almanızın ve on sayının sonuna geldiğinizde imajinasyonunuz da burun üstüne yani iki kaşınızın ortasına gelmiş olsun.Beklemeden burun üstünden dönüp nefesinizi on sayıda vermeye ve omurganın solundaki nadi kanalından aşağıya inmeyi tekrarlamaya başlayın.
Çalışma kendi üzerinizden bakıldığında; omurganız etrafında saatin tersine bir dönüş olan kozmik bir akışı oluşturmayla ilgilidir.Tekrar sayısını kendinizin belirlemesi daha doğru olsada; yirmi bir kere tekrarlanan tur, kundalin yükselişini sağlamaya yeterlidir.Bu çalışmada çok yüksek bir enerji oluşabilir.Sırtınız bilhassa omurganız çok ısınabilir.Hatta ısı canınızı acıtacak kadar rahatsız edebilir.Kuyruk sokumunuzda ağrı hissedebilirsiniz.İlk başlayanlarda kuyruk sokumu ve kalça etrafında yanmalar ve kızarmalar oluşabilir.Karanlık bir odada çalışma yapıyorsanız ve beyaz yada açık renk kıyafet giymişseniz, vücudunuzda dolaşan beyaz şimşekleri gözleyebilirsiniz.
Çalışmaları düzensiz ve gelişigüzel yapmaya kalkışırsanız yarar yerine zarar görebileceğinizi unutmayın.
Tam olarak uygulandığında kundalin yükselişi oluşturan, on sayıda sol burun deliğinden nefes verilerek, on sayıda sağ burun deliğinden nefes alınarak yapılan bir çalışmadır.
Omurganız dik olarak oturun.Derin bir diyafram nefesi alın.Sağ burun deliğinizi parmağınızla kapatarak sol burun deliğinizden nefesinizi vermeye başlayın.Nefesinizi verirken enerjinin kendinize göre omurganızın sol tarafındaki nadi kanalından aşağıya doğru indiğini imajine edin.Nefesinizi vereceğiniz on sayı süresini, düşüncenizde kuyruk sokumuna gelecek şekilde ayarlayın.Kuyruk sokumunuza geldiğinizde ciğerlerinizdeki son havayı vermiş ve on sayı süresinin sonuna gelmiş olun.Beklemeden kuyruk sokumunuzun altından dolaşıp omurganın sağ yanındaki nadi kanalı üzerinde yükselirken parmağınızla sol burun deliğinizi kapatın ve sağ burun deliğinizden on sayılık nefes alma sürecini başlatın.Nefes almanızın ve on sayının sonuna geldiğinizde imajinasyonunuz da burun üstüne yani iki kaşınızın ortasına gelmiş olsun.Beklemeden burun üstünden dönüp nefesinizi on sayıda vermeye ve omurganın solundaki nadi kanalından aşağıya inmeyi tekrarlamaya başlayın.
Çalışma kendi üzerinizden bakıldığında; omurganız etrafında saatin tersine bir dönüş olan kozmik bir akışı oluşturmayla ilgilidir.Tekrar sayısını kendinizin belirlemesi daha doğru olsada; yirmi bir kere tekrarlanan tur, kundalin yükselişini sağlamaya yeterlidir.Bu çalışmada çok yüksek bir enerji oluşabilir.Sırtınız bilhassa omurganız çok ısınabilir.Hatta ısı canınızı acıtacak kadar rahatsız edebilir.Kuyruk sokumunuzda ağrı hissedebilirsiniz.İlk başlayanlarda kuyruk sokumu ve kalça etrafında yanmalar ve kızarmalar oluşabilir.Karanlık bir odada çalışma yapıyorsanız ve beyaz yada açık renk kıyafet giymişseniz, vücudunuzda dolaşan beyaz şimşekleri gözleyebilirsiniz.
Çalışmaları düzensiz ve gelişigüzel yapmaya kalkışırsanız yarar yerine zarar görebileceğinizi unutmayın.
Nefes Tutmak
Günlük yaşantımızda en doğal halimizde bedenimiz nefes tutma işlemini gerekli gördüğü zaman, gerektiği kadar yapmaktadır. Önemli olan vücudun geliştirdiği bu tekniği onu proveke etmeden uygulamasına izin vermek ve bununla birlikte bu oluşumun yarattığı faydadan daha fazla yararlanmanın yollarını aramaktır.
Bildiğiniz gibi bazen kendinizi güzel bir manzara veya korkunç bir olay karşısında ağzınız açık ve nefesiniz tutuk bir durumda yakalarsınız. Bazen de şok bir haber karşısında nefesinizi tutmuş bir vaziyette kendinizi bulabilirsiniz. Ya da arabanızla giderken sağınızdaki bir arabanın sizi görmeyerek aniden önünüze geçmesi durumunda saniyenin çok kısa bir süresinde heyecanlanıp nefesinizi tutup düşünmeye bile fırsat kalmadan direksiyonu kırarak kazayı önlersiniz.
Bir başka örnekte arkadaşınızın kullandığı arabada sohbet ederek giderken girilen keskin bir virajda bilinciniz tarafından kaza yapma tehlikesi sezildiği anda anlattığınız konu ne olursa olsun aniden nefesinizi tutarak ve konuşmayı keserek beklemeye geçer, araba virajı alıp tehlikeyi atlattıktan sonrada hiçbir şey olmamış gibi konuşmanıza kaldığınız yerden devam edersiniz.
Burada ne olmuştur?
Bilincinizin otomatik programlarından biri olan sempatik sistem devreye girmiş, güvenliğiniz için korteksLE irtibatı azaltarak kontrolü ele almış, nefesinizi bloke ederek konuşmanızı kestirmiş, yaşamda kalabilmeniz için en yüksek dikkatle olayı izlemenizi ve kaza oluşacaksa önlem almanızı sağlamıştır. Tehlike geçtikten sonra hızla geri çekilerek kontrolü tekrar bırakarak nefesinize izin vermiş ve kaldığınız yerden konuşmaya devam etmenizi sağlamıştır.
Olayın bizim için hazırlanmış muhteşem yönünü görmezsek, nefes tutmaların gereksiz bir durum olduğunu, hatta aşılması ve tedavi edilmesi gerekli olan patolojiler olduğunu bile düşünebiliriz. Bu doğru değildir. Beden işine lazım olmayan hiçbir şeyi geliştirmez ve kullanmaz. Tam tersine biz onun kendi koruma programlarını proveke edip, bozmaya başladığımızda ve akışa izin vermek yerine direnç göstermeye başladığımızda birçok istenmeyen durum oluşturabiliriz.
Yogada bu konuyu geliştirmek için kumhbaka ve ujjai nefesleri vardır. Bir çok kendini geliştirme öğretisinde değişik nefes tutma teknikleri geliştirilşmiştir. Bilinçli nefes tutmanın anlatılamayacak kadar çok yararları vardır. Bu yararları sağlamak istediğinizde nefes tutma kapasitenzi birkaç aylık çalışma süresinde bile rahatlıkla 2,5 dakikaya kadar geliştirerek yeniden yapılandırabilirsiniz.
Nefes tutmak sporcular ve yaşamlarını fizik güç kullanarak sağlayanlar için inanılmaz bir durum oluşturur. Lise yıllarımda 100 m ve 110 m engelli sürat koşuları yaptığım günlerde antrenörümün son yirmi metreye girdiğimde mutlaka nefesimi tutmam gerektiğini anlattığında beni sevmediği ve proveke etmek istediği için bunu söylediğini düşünmüştüm. Oysa daha sonra deneyerek son yirmi metrede nefesimi tutuğumda inanılmaz ekstra bir güç kazanarak atak yaptığımın farkına vardım. Sonra anladım ki bütün sporcular bunu kritik anlarda yapıyorlar, okçulukta, nişancılıkta halterde, uzun atlamada, sırıkla atlamada, gülle atmada vs.. sporlarda nefes tutuyorlar ve bu onlara deli gücü denilen ekstra bir kuvvet kazandırıyor.
Satrançta nefes tutmak çok önemlidir. Nefesi tutuğunuzda oynayacağınız 4-5 hamlenin bütün versiyonlarını kafanızda yapılandırabilirsiniz. Aslında siz her nefes tutuyor oluşunuzda bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde proje oluşturuyor veya bir şeye karar veriyorsunuzdur. Nefes aldığınızda ise artık harekete geçmiş ve uygulamaya başlamış oluyorsunuz.
Değerli taş oymacıları nefes tutma konusunda çok başarılıdırlar. Ressamlar ve heykeltıraşlarda bunu uygularlar. Bir yazı veya konuşma metni hazırlanırken konunun akması için nefes tutmalar önem kazanabilir. Bulmaca çözerken veya unuttuğunuz bir şeyi hatırlamak istediğinizde nefes tutmanız çok işe yarar. Burada önemli olan nefes tutma anlarına önceden hazırlanmak ve bedene bu konuda eğitim vererek sağlıklı bir şekilde nefessiz kalabilme süresini artırmaktır.
Çok kızdığınızda, hırslandığınızda, kıskandığınızda yani kontrolü kaybetmeye başladığınızda nefes tumanız sizi yeniden kendinize getirebilir ve sizi tutan gücü aşmanızı sağlayabilir.
Önemli bir konferansta terminoloji veya farklı sebeplerde konuşmacıyı anlayamadığınızda nefes tumanız çok işe yarar. Bir kitap okurken veya ders çalışırken kolay anlaşılmayan bölümlerde nefes tutarak okumaya devam etmeniz daha cümle veya satır bitmeden konuyu anlamanızı sağlayabilir.
Geçen sene yaz tatilinde bir grup lise ikinci sınıf öğrencisi ile pilot bir çalışma yaptık. Onları nefes tutma konusunda güçlendirmeye çalıştım. Birçoğu rahatlıkla bir buçuk dakika nefes tutabilecek seviyeye geldiler. Okul dönemi başlayıp ilk imtihanlara girdikten sonra her birinin bana verdiği cevap “ Hocam inanılmaz şeyler oluyor, bilinçli olarak nefes tutarak ders dinlediğimizde artık evde çalışmamız gerekmiyor. Yazılı imtihanlarda soruları nefesimizi tutarak okuduğumuzda tamamını okumamıza gerek kalmadan cevapları yazmaya başlıyoruz. Daha ilginç olanı, çalışmadığımız yerden gelen soruları da o dakikada biliyor ve cevaplandırıyoruz. Bu nasıl oluyor anlamıyoruz?” şeklinde oluyordu. Onlar aslında nefes tutmaları karşılığında bilinç ve farkındalık seviyelerinin açıldığını biliyorlardı. Ama sınıfta sorunun karşılığını bilenlerden telepatik olarak düşünce ve bilgi transferi yaptıklarını çok sonra anlayabildiler. Aynı zamanda nefes tutmalarının zihin dalgalarını nerdeyse teta seviyesine çekebilmeleri karşılığı olarak bir kere yüzeysel olarak okudukları ve okuduklarının farkına bile varmadıkları ve bilmediklerini zan ettikleri konuları hatırlıyor ve yazabiliyor olduklarını anladılar.
Nefes tutmanın biyo-kimyasal karşılığı azalan oksijenin yerine karbondioksitin çoğalması ile ilgilidir. Nefes tutulmaya başlandığında kandaki parsiyel oksijen basıncı azalırken karbondioksit basıncı yükselir. Bu durum kanın ph sını azaltır. Kan alkali halden asidik hale geçer. Asidik hale gelince H+ iyonu ile Ca ++ iyonu çoğalır. Buna bağlı kasların gevşemesi ve çalışma kapasitesi artar. Kan yuvarlarında bulunan oksijen taşıyıcı hemoglobin hücreleri oksijene daha zayıf bağlanarak oksijeni rahatlıkla bırakacak şekilde servis yapmaya ve hücrelerin ihtiyaçları oranında oksijeni bırakmaya başlarlar. Bu durumda damarlar genişler ve kan bir süre en uç köşelere bile rahatça akar. Yaklaşık bir dakikalık süre sonrasında oksijenin tükenmeye başlaması ile bu durum tersine dönmeye başlar. Önemli olan bu durumu geliştirmek için oksijeni daha iyi kullanmayı öğrenmek ve bedeni bu konuda daha bağışıklı hale getirebilmektir.
Bildiğiniz gibi bazen kendinizi güzel bir manzara veya korkunç bir olay karşısında ağzınız açık ve nefesiniz tutuk bir durumda yakalarsınız. Bazen de şok bir haber karşısında nefesinizi tutmuş bir vaziyette kendinizi bulabilirsiniz. Ya da arabanızla giderken sağınızdaki bir arabanın sizi görmeyerek aniden önünüze geçmesi durumunda saniyenin çok kısa bir süresinde heyecanlanıp nefesinizi tutup düşünmeye bile fırsat kalmadan direksiyonu kırarak kazayı önlersiniz.
Bir başka örnekte arkadaşınızın kullandığı arabada sohbet ederek giderken girilen keskin bir virajda bilinciniz tarafından kaza yapma tehlikesi sezildiği anda anlattığınız konu ne olursa olsun aniden nefesinizi tutarak ve konuşmayı keserek beklemeye geçer, araba virajı alıp tehlikeyi atlattıktan sonrada hiçbir şey olmamış gibi konuşmanıza kaldığınız yerden devam edersiniz.
Burada ne olmuştur?
Bilincinizin otomatik programlarından biri olan sempatik sistem devreye girmiş, güvenliğiniz için korteksLE irtibatı azaltarak kontrolü ele almış, nefesinizi bloke ederek konuşmanızı kestirmiş, yaşamda kalabilmeniz için en yüksek dikkatle olayı izlemenizi ve kaza oluşacaksa önlem almanızı sağlamıştır. Tehlike geçtikten sonra hızla geri çekilerek kontrolü tekrar bırakarak nefesinize izin vermiş ve kaldığınız yerden konuşmaya devam etmenizi sağlamıştır.
Olayın bizim için hazırlanmış muhteşem yönünü görmezsek, nefes tutmaların gereksiz bir durum olduğunu, hatta aşılması ve tedavi edilmesi gerekli olan patolojiler olduğunu bile düşünebiliriz. Bu doğru değildir. Beden işine lazım olmayan hiçbir şeyi geliştirmez ve kullanmaz. Tam tersine biz onun kendi koruma programlarını proveke edip, bozmaya başladığımızda ve akışa izin vermek yerine direnç göstermeye başladığımızda birçok istenmeyen durum oluşturabiliriz.
Yogada bu konuyu geliştirmek için kumhbaka ve ujjai nefesleri vardır. Bir çok kendini geliştirme öğretisinde değişik nefes tutma teknikleri geliştirilşmiştir. Bilinçli nefes tutmanın anlatılamayacak kadar çok yararları vardır. Bu yararları sağlamak istediğinizde nefes tutma kapasitenzi birkaç aylık çalışma süresinde bile rahatlıkla 2,5 dakikaya kadar geliştirerek yeniden yapılandırabilirsiniz.
Nefes tutmak sporcular ve yaşamlarını fizik güç kullanarak sağlayanlar için inanılmaz bir durum oluşturur. Lise yıllarımda 100 m ve 110 m engelli sürat koşuları yaptığım günlerde antrenörümün son yirmi metreye girdiğimde mutlaka nefesimi tutmam gerektiğini anlattığında beni sevmediği ve proveke etmek istediği için bunu söylediğini düşünmüştüm. Oysa daha sonra deneyerek son yirmi metrede nefesimi tutuğumda inanılmaz ekstra bir güç kazanarak atak yaptığımın farkına vardım. Sonra anladım ki bütün sporcular bunu kritik anlarda yapıyorlar, okçulukta, nişancılıkta halterde, uzun atlamada, sırıkla atlamada, gülle atmada vs.. sporlarda nefes tutuyorlar ve bu onlara deli gücü denilen ekstra bir kuvvet kazandırıyor.
Satrançta nefes tutmak çok önemlidir. Nefesi tutuğunuzda oynayacağınız 4-5 hamlenin bütün versiyonlarını kafanızda yapılandırabilirsiniz. Aslında siz her nefes tutuyor oluşunuzda bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde proje oluşturuyor veya bir şeye karar veriyorsunuzdur. Nefes aldığınızda ise artık harekete geçmiş ve uygulamaya başlamış oluyorsunuz.
Değerli taş oymacıları nefes tutma konusunda çok başarılıdırlar. Ressamlar ve heykeltıraşlarda bunu uygularlar. Bir yazı veya konuşma metni hazırlanırken konunun akması için nefes tutmalar önem kazanabilir. Bulmaca çözerken veya unuttuğunuz bir şeyi hatırlamak istediğinizde nefes tutmanız çok işe yarar. Burada önemli olan nefes tutma anlarına önceden hazırlanmak ve bedene bu konuda eğitim vererek sağlıklı bir şekilde nefessiz kalabilme süresini artırmaktır.
Çok kızdığınızda, hırslandığınızda, kıskandığınızda yani kontrolü kaybetmeye başladığınızda nefes tumanız sizi yeniden kendinize getirebilir ve sizi tutan gücü aşmanızı sağlayabilir.
Önemli bir konferansta terminoloji veya farklı sebeplerde konuşmacıyı anlayamadığınızda nefes tumanız çok işe yarar. Bir kitap okurken veya ders çalışırken kolay anlaşılmayan bölümlerde nefes tutarak okumaya devam etmeniz daha cümle veya satır bitmeden konuyu anlamanızı sağlayabilir.
Geçen sene yaz tatilinde bir grup lise ikinci sınıf öğrencisi ile pilot bir çalışma yaptık. Onları nefes tutma konusunda güçlendirmeye çalıştım. Birçoğu rahatlıkla bir buçuk dakika nefes tutabilecek seviyeye geldiler. Okul dönemi başlayıp ilk imtihanlara girdikten sonra her birinin bana verdiği cevap “ Hocam inanılmaz şeyler oluyor, bilinçli olarak nefes tutarak ders dinlediğimizde artık evde çalışmamız gerekmiyor. Yazılı imtihanlarda soruları nefesimizi tutarak okuduğumuzda tamamını okumamıza gerek kalmadan cevapları yazmaya başlıyoruz. Daha ilginç olanı, çalışmadığımız yerden gelen soruları da o dakikada biliyor ve cevaplandırıyoruz. Bu nasıl oluyor anlamıyoruz?” şeklinde oluyordu. Onlar aslında nefes tutmaları karşılığında bilinç ve farkındalık seviyelerinin açıldığını biliyorlardı. Ama sınıfta sorunun karşılığını bilenlerden telepatik olarak düşünce ve bilgi transferi yaptıklarını çok sonra anlayabildiler. Aynı zamanda nefes tutmalarının zihin dalgalarını nerdeyse teta seviyesine çekebilmeleri karşılığı olarak bir kere yüzeysel olarak okudukları ve okuduklarının farkına bile varmadıkları ve bilmediklerini zan ettikleri konuları hatırlıyor ve yazabiliyor olduklarını anladılar.
Nefes tutmanın biyo-kimyasal karşılığı azalan oksijenin yerine karbondioksitin çoğalması ile ilgilidir. Nefes tutulmaya başlandığında kandaki parsiyel oksijen basıncı azalırken karbondioksit basıncı yükselir. Bu durum kanın ph sını azaltır. Kan alkali halden asidik hale geçer. Asidik hale gelince H+ iyonu ile Ca ++ iyonu çoğalır. Buna bağlı kasların gevşemesi ve çalışma kapasitesi artar. Kan yuvarlarında bulunan oksijen taşıyıcı hemoglobin hücreleri oksijene daha zayıf bağlanarak oksijeni rahatlıkla bırakacak şekilde servis yapmaya ve hücrelerin ihtiyaçları oranında oksijeni bırakmaya başlarlar. Bu durumda damarlar genişler ve kan bir süre en uç köşelere bile rahatça akar. Yaklaşık bir dakikalık süre sonrasında oksijenin tükenmeye başlaması ile bu durum tersine dönmeye başlar. Önemli olan bu durumu geliştirmek için oksijeni daha iyi kullanmayı öğrenmek ve bedeni bu konuda daha bağışıklı hale getirebilmektir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)